MİLLİLERİMİZ UMDUĞUNU DEĞİL “C LİGİ”Nİ BULDU

Milli Takımımız lider olup bir üst lig olan A’ya çıkmayı hayal ederken, bir alt lig  C’ye düştü. Futbol böyle bir oyun işte.. Birden bire her şey tersine dönebilir. Aslında bu size bağlı bir durum. Siz çıkıp oynar ve kazanırsanız hiç problem yok ama kaybederseniz, bu türlü sürpriz sonuçlarla karşılaşmanız da çok doğal.

İşte Hakan Ortatepe’nin kaleminden Türk Milli Takımı’nın  hüsranla biten Avrupa Uluslar Ligi’ndeki tablosu:

EĞRİYE EĞRİ, DOĞRUYA DOĞRU DEMEDİKÇE..

Milli takımı bugüne kadar hep olumlu eleştirdik, ep iyi olsun istedik. Ancak, ya bir turnuvaya katılma şansımız, ya da yola devam etmemiz, hem bizim kazanmamızı hem de bizim dışımızdaki olasılıkların da gerçekleşmesini gerektirdi. Bugüne kadar da bu olay, sans eseri bir şekilde denk geldi ve genelde sevinen taraf biz olduk. Ve buna alışmıştık ta. Bu defa da olsun diye bekliyorduk, bunu hayal ettik, istedik ve daha ilk yarıda beklenen haber de geldi aslında. Olay sadece bizim kazanmamıza kalmıştı. Ama çekirge bu defa zıplamadı. Çünkü bu defa biz kaybettik.

Peki neden her defasında böyle oluyor ve işi matematiksel denklemlere bırakıyoruz?.. Neden hep biz bir şeyi önceden garanti edemiyoruz?.. Milli Takımı değiştirdik, yeni bir oyuncu grubu ile mücadele ediyoruz. Bitmiş olan Milli Takım heyecanını genç bir kadro ile yavaş yavaş tekrar kazanmaya da başladık. Çünkü bu yeni takım bize bunu hatırlattı. Hatta güçlü futbol ekolü olan Fransa ve Rusya gibi ülkeleri yendik. Almanya gibi bir dev’e kök söktürdük. Bu sonuçlar bizi ümitlendirdi. Bu nedenle de olumsuz yönlerini görsek bile hep olumlu konuştuk.

İŞTE BÜTÜN MESELE

Ancak şimdi gelelim zurnanın “düt” dediği yere.. Evet, ne yazık ki, takım olarak sürdürebileceğimiz istikrarlı bir oyunumuz hiç olmadı. Bazen Cengiz veya Kenan, bazen Hakan ya da Kaan, bazen de çizgiden top çıkaran Merih’in kişisel çabaları ve performansları ile elde etiğimiz ama şimdi bulunduğumuz yere geldiğimizde de takıldığımız bu suni başarılarla avunduk.  Bu suni başarılardan sonra da her defasında aynı şekilde “Helâl olsun çocuklar,harikasınız; onlar Milli gururumuz” dedik.  Biz çok duygusal bir ülkeyiz ve futbol oyununda da bunu hep en üst düzeyde yaşıyoruz. 

Bunun en güzel örneği maç anlatan spikerlerimiz..Sanki seslerini oyuncularımız duyuyormuşçasına  “Haydi çocuklar olacak bu defa”  veya “tacı biz atıyoruz.” tarzında içi boş sözlerle ancak izleyicilere heyecan vermekteydiler. İşte zurnanın “düt”dediği yer de burası, yani bu bu duygusallık. Her milli maç öncesi Millilerimizin kaçıncı maçına çıktığını, kaç maçı kaybedip, kazandığını ve berabere bitirdiğini pişirip pişirip anlatıp bununla avunuyoruz. Oysa esas ana konuyu atlıyor ya da görmemezlikten geliyoruz.

ŞU GURBETÇİLER DE OLMASA !..

Başarılı olmak için istikrarlı olmak, istikrarlı olmak için de sistem geliştirip bir oyun planı uygulamak gerek. Bugüne kadar oynadığımız bir maçta Milli Takımın oyun planı şudur diye biliyor muyuz? Baktığımızda, herhangi bir oyun planından bahsetmek çok ta mümkün değil. Sistemli ve planlı bir oyunumuz yok. 

Oyun planının yanı sıra gol atacak bir forvetimiz de yok. Koca ülkeden bir forvet yetişmiyor. Kadroda bulunan oyunculara baktığımızda büyük bir kısmının ülkemiz dışında yetişen gurbetçi oyuncular olduğunu görüyoruz. Neden bizim takımlarımızda bir forvet yok. Her defasında alt yapı diyoruz ama alt yapıdan gelen kaç oyuncumuz var? Her maç sonrası yorumcular da hep aynı telden çalıyor. “O şöyle olsaydı böyle olurdu. Onu şöyle yapsaydık, ya da bu oynasaydı” fantaziler üstüne konuşmayı çok seviyor ve devamlı şekilde sadece konuşuyoruz.

BAŞARILI OLMANIN REÇETESİ 

Başarı nasıl ve ne zaman gelir?

Çok basit, sadece lafta alt yapı demeyip, gerçekten yaptığımız zaman . Bir oyun planı oluşturup, sistem ve sistemler geliştirdiğimiz zaman. Maçı anlatan spikerlerimizin “haydi çocuklar” nidalarını bırakıp, rakip kırmızı kart gördüğünde gol atmışız gibi sevinmediği zaman. Olasılıklar ve senaryolar üzerinde konuşmayı bırakıp, galip geldiğimizde onu olduğundan fazla büyütmediğimiz zaman. Ve en önemlisi İspanya’nın Almanya’yı tarihi farkla nasıl yendiğini anlayabildiğimiz zaman.

Bir “Oyun planı” yokken bile A Ligi’ne yükselmeyi hayal edip de C Ligi’ne düştüğümüzde “olsun canım ne var yani, oradaki takımlar arasındaki başarı şansımız daha yüksek, hem orada daha geniş bir kadro için yapılanma imkanımız olur” diyerek avunur ve “bu organizasyonu ciddiye almaya gerek var mı” diye saçma sorular sorarız. Gerçi görünen köye giderken kılavuzu gerek yok. Bizim futbol seviyemizde olan lige geldik nihayetinde!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: