Hamburg ve çevresinde toplu taşımadan sorumlu olan Hamburger Verkehrsverbund (HVV) bünyesindeki tekrar eden grevler, her gün işe veya okula gitmek zorunda olan binlerce yolcunun tepkisini artırıyor. Özellikle aylık abonman ya da Almanya Bileti kullanan yolcular, sendikalar ile ulaşım şirketleri arasındaki toplu sözleşme anlaşmazlıklarının bedelini kendilerinin ödediğini düşünüyor.
DİLEK ÇAĞLAR/GAZETEM
Bir yolcu durumu şöyle özetliyor: “Her ay yüksek ücret ödüyoruz ama hizmet alamıyoruz. Bir gün grev olur, anlarız. Ama bu artık sıklaşmaya başladı.”
Yüksek ücret, kesintili hizmet
Hamburg’da toplu taşıma ücretleri Almanya genelinde üst seviyelerde yer alıyor. Ancak uzmanlara göre bilet gelirleri işletme maliyetlerinin tamamını karşılamıyor. Sistem, önemli ölçüde kamu sübvansiyonlarıyla destekleniyor. Buna rağmen çalışanları temsil eden sendikalar — özellikle ver.di — maaş artışı, çalışma saatleri ve iş yükünün azaltılması gibi taleplerle işverenlerle müzakere yürütüyor.
Grev hakkı ve yolcu mağduriyeti
Almanya’da grev hakkı anayasal güvence altındadır. Çalışanlar, toplu sözleşme görüşmeleri tıkandığında yasal olarak greve gidebilir. Ulaşım çalışanları ise artan yaşam maliyetleri ve ağır çalışma koşullarına dikkat çekiyor.
Ancak günlük yaşamda en büyük yükü yolcular hissediyor. Alternatif ulaşım için taksi veya özel araç kullanmak zorunda kalan birçok kişi ek masrafla karşı karşıya kalıyor. Bazı yolcular, “Dayanışma güzel ama bunun yükünü neden biz çekiyoruz?” sorusunu gündeme getiriyor.
Tazminat talebi gündemde
Mevcut hukuki düzenlemeye göre, yerel toplu taşımada grev nedeniyle otomatik bir geri ödeme hakkı bulunmuyor. Aylık abonman sahipleri için de genel bir tazminat mekanizması yok. Ancak bazı durumlarda işletmeler bireysel başvurulara kulanz (iyi niyet) kapsamında yanıt verebiliyor.
Bu durum, “Hizmet verilmiyorsa ücret neden tam alınıyor?” tartışmasını yeniden alevlendirdi. Bazı vatandaşlar daha güçlü acil durum planları veya yolcuları koruyacak yasal düzenlemeler talep ediyor.
Sonuç
HVV’deki grevler, çalışan hakları ile kamu hizmetinin sürekliliği arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme taşıdı. Çalışanlar daha iyi koşullar isterken, yolcular güvenilir bir hizmet bekliyor. Şimdi asıl soru şu: Bu çatışmanın maliyetini kim üstlenecek?
