60 YILDIR DEVAM EDEN YOLCULUK

Gazeteci Ali Çarman Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünü Valizler Dolusu Umut kitabında topladı. Çarman, birinci kuşaktan yüzlerce işçi ile yaptığı sohbetlerin yanı sıra geçmişten fotoğrafların da yer alan kitabını şu sözlerle anlatıyor: Anadolu’dan Almanya’ya seken yeni hayatlarımızın belgelerinden biri olacak.

Kazım Doğan/ Stuttgart

Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün 60’ıncı yılındayız. 1961’de Türkiyeli 400’ü aşkın işçinin Almanya’ya adım atmasıyla iki ülke açısından birçok şey değişmeye başladı.

Birinci kuşak işçilerin yaşadıkları dram, hayat hikâyeleri, Almanya’ya verdikleri katkı kitapları doldurur. Gazeteci Ali Çarman, Ankara Anlaşması ile başlayan işçi göçü üzerine araştırmalar yapıp göç edenlerin resimlerini, mektuplarını, her türlü belgeyi büyük titizlikle bir araya getirdi. İlk gelenlerle söyleşileri birçok gazete ve dergilerde yayımlandı.

Almanya’nın pek çok kentinde göçle ilgili sergiler açıp, göçle ilgili anıların canlanmasını sağlayan söyleşilere katıldı.

Çarman şimdi de topladığı dokümanları ‘Valizler Dolusu Umut’ adıyla kitaplaştırdı. Tarihi belge niteliğindeki kitabıyla birinci kuşaktan emekçilere verdiği sözü yerine getirdiğini kaydeden Çarman, eserinde artan yabancı düşmanlığına, emek, sömürü, örgütlenme konularına da ağırlık verdi. Gazeteci Ali Çarman ile Valizler Dolusu Umut üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

► 60’ıncı yılda neden ‘Valizler Dolusu Umut?’
Göç ve göçmenlik konularında Türkçe yayınlanmış hepsi de birbirinden değerli azımsanmayacak kadar çok çalışma var. Ben çalışmamda; birinci kuşaktan yüzlerce işçi ile bir bir yaptığım doyumsuz sohbetlere, emek-sömürü-örgütlenme konularına ağırlık verdim. Ayrıca söyleşilerde aldığım fotoğraflar, belgeler, dokümanların kitaplaştırılacağı doğrultusunda verilmiş bir sözü yerine getirdim. Türkiyeli işçiler ülkeden buraya sadece umutlarını omuzlamadılar, aynı zamanda beraberlerinde örf, adet, gelenek gibi toplumun bütün özelliklerini de getirdiler. Hayat değirmeni taşı döndükçe yeni bulundukları ülkenin özelliklerine bezenerek ağır aksak değişmeye başladılar. Bütün bunların ve değişmekte, gelişmekte olanın yazılması gerek düşüncesiyle böyle bir çalışma ortaya çıktı. Doruk Yayınları’nda bir süre önce çıkan kitap, elimize geçtikten sonra “İyi ki böyle bir çalışma yapmışız” dedim.

► İlk işçilerin karşılaştığı sorunlardan örnek verir misiniz?
Türkiye ile Almanya arasında resmi anlaşma 31 Ekim 1961 de yapılmış olmasına rağmen resmi kayıtlarda o yıl Almanya’da 2 bin 700 Türkiyeli işçinin olduğu yer alıyor. Konuştuğumuz işçilerin hemen hemen hepsinde sevinç ile burukluğun iç içe yaşandığı bir tablo söz konusu. Sevdiklerini geride bırakma, sefil denecek barakalardaki hayat, dil bilmeme, kültürel farklılık ve birkaç sene çalışıp geri dönme arzusu… “Neler yaşadık neler bizler” deyip devam eden sohbetler doyumsuzdu.


1978 yılında kızı, Alman genci ile evlenince; ‘Sen nasıl Türksün, nasıl bir Müslümansın?’ diye horlanan, dışlanan ve bir ay kadar evine gidemeyen, orada burada kalan işçinin anlattıklarını unutamıyorum. 1957 yılında elindeki eski nüfus cüzdanı (defter) ile yola düşüp Almanya’ya gelen kişinin “Bu kimlik benim her şeyimdi” diye gülerek anlattığı öykü doyumsuzdu.

Yahudi kızın peşine düşenin, konsolusluk görevlisinin grev esnasında getirdiği Türk bayrağı yerine “Ben işçiyim ve sendikanın bayrağını taşırım” diyenin, işten atmalara karşı 110 gün açlık grevine yatan işçinin, 10 yaşındaki çocuğunun Stuttgart Konsolosluğuna seslenişinin hikâyesi kitabın konusu oldu.

► Irkçılık ve yabancı düşmanlığı konusunda neler yaşandı?
Hak arama sürecinde yurtdışı edilme tehdidi, dil bilmediği için dışlanma, iş ve ev ararken Almanlara öncelik tanıyan kurumsal ırkçılık, bir İslam ülkesinden gelindiği için horlanmalar ve bu insanlık onurunu rencide eden günlük yaptırımlara bir de sonu gelmek bilmeyen ırkçı saldırılar eklenince insan diyecek bir söz bulamıyor. Öncesi bir yana, son 30 yıl içinde 200’den fazla insan ırkçılar tarafından katledildi. Sayısız denebilecek kadar, saldırı, tehdit, evlere çizilen gamalı haçlar ve ‘Defolun gidin!’ demeler. Bütün bunlar ve daha da sayılabilecek yüzlerce olay, Almanya gibi bir ülkede yaşanıyor.


► Genç kuşakların ‘derdi’ başka mı?
Birinci kuşağın yaşadığı cefakar dönem artık geride kaldı. Dil sorunu, verilen her işi sessizce yapma ve kesin dönüş hayalleri de bitti. Teknolojinin göz kamaştırıcı biçimde geliştiği günümüzde ‘ülkelerine’ geri dönme hayaliyle ömrü geçenler olacaktır elbette, ama Almanya’da doğup büyüyen, okuyan göçmen gençler, toplumda yadsınmaz bir dinamizme sahiptir. Almanya’da doğan çocukların geriye dönmeyi akıllarından dahi geçirmediklerini dikkate aldığımızda göçmen işçi çocuklarının anlatılacak farklı başarı ve hikâyeleri var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: