“HOŞGELİŞLER OLA”

27 Aralık gününe rastlayan ayrı ayrı zamanlarda, biri İstanbul, diğeri Ankara’da olmak üzere Türk tarihinde iki mutlu olay yaşanmıştır. Aralarındaki fark ise, birinin “davet”, ötekinin ise “zaruret” üzerine gerçekleşmiş olmasıdır.

Derleme: Mehmet ATAK / gazetem.eu

Bugün 27 Aralık.. Tarihimizde önemli yeri olan bu iki önemli olay, aralarında yıl olarak tam 4 asırlık zaman dilimi olmasına rağmen  hâlâ önemini koruyor.  Peki bu 2 olay nedir diye soracak olursanız, hemen belirtelim ki, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Ankara’ya ilk ayak basması ile ünlü denizci Barbaros Hayreddin Paşa’nın   gemileriyle İstanbul’a gelişinin yıldönümüdür. Fakat her ikisinin geliş sebepleri farklıdır.

“Denizler Fatihi” Barbaros Hayreddin Paşa, Osmanlı Devleri’nin 3 kıtada hakim olduğu dönemde padişah Kanuni Sultan Süleyman‘ın daveti ile 1533 yılında İstanbul’a gelip, şaşaalı bir törenle karşılanmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ise, Mondros Mütarekesi ile dört bir yanı işgal edilmiş olan Türkiye’nin kurtuluşu için verilecek mücadelenin başlatılması amacıyla zaruretten dolayı  27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelip, bir avuç insan ve Seymenler tarafından karşılanmıştır. Kısacası aradaki fark “davet” ve ” “zaruret” olarak düşünülmelidir.

Öte yandan, “HOŞGELİŞLER OLA” başlığından şu mânâyı da çıkarabiliriz: Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın payitaht İstanbul’a davet edilmesiyle, dosta düşmana karşı bir övünç ve göz dağı imajı verilmiştir. Ancak Mustafa Kemal cephesinden bakıldığında durum tamamen farklıdır. Mustafa Kemal’le dava arkadaşları, ünlü yazar-şair Halide Edip Adıvar’ın ifadesiyle “Türk’ün Ateşle İmtahanı” olan ve yrdumuzun düşman işgalinden kurtarılması amaçlı Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Ankara’ya gelmişlerdir. 

***

Şimdi de her iki olayın ayrıntılarına bakalım..

Önce, Aydınlık gazetesinde yayınlanan Hikmet Çiçek’in kaleminden Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi:

Milli Mücadele’de bir dönüm noktası

27 Aralık 1919 tarihi Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye üyelerinin Dikmen sırtlarından Ankara’ya geldiği gündür.

Anadolu’nun ortasında çorak, bakımsız, kerpiç evli, dar sokaklı küçük bir şehir. Dış dünya ile tek bağlantısı bir demiryolu. Milli Mücadele’nin başlarında Ankara, halkının çoğu Müslüman Türklerden oluşan bir kenttir.

Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi, Milli Mücadele’nin seyri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. 99 yıl önce bugün Mustafa Kemal, Ankara’nın köylerinden ve kasabalarından akın akın gelen binlerce atlı ve yaya seymenin oluşturduğu “Seymen Alayı” ile Ankaralılar tarafından sevgi seli içinde karşılandı.

“Seymen Alayı”, sadece bir karşılama töreni değil, aynı zamanda Milli Mücadele’ye önderlik edecek yeni bir liderin, Ankara halkı ve seymenler tarafından seçilmesi anlamını da taşımaktadır.

Heyet-i Temsiliye Ankara’ya geldiğinde şehrin nüfusu 20 bin civarındadır.

Nüfusun yüzde 90’ı tarımla uğraşır. Üretilen en önemli ticaret malı tiftiktir (keçi yünü).

NEDEN ANKARA?

Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra Milli Mücadeleyi yönetecek kent olarak Ankara’yı seçmesinin çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında Ankara’nın merkezî konumu gelmektedir. Ankara, stratejik yollar üzerinde bulunan bir kenttir. İşgal altında bulunan yerlere yakındır. Karadeniz’de İnebolu, Akdeniz’de Antalya limanları ile bağlantı imkânına sahiptir. Demiryolu ve telgraf şebekesi vardır. Düşmanın ulaştığı Geyve Boğazı, Kütahya ve Afyon gibi önemli yerlerle de demiryolu bağlantısına sahiptir. Ankara’da ayrıca Ali Fuat Paşa (Cebesoy) komutasındaki 20. Kolordu bulunmaktadır.

“NAZIM HİKMET’İN DAYISI”

Mustafa Kemal daha İstanbul’dayken Ali Fuat Paşa’ya “Bu kolordunun (20. Kolordu) başında bulunmalısın, bundan sonra ehemmiyetli şeyler olacaktır. Kolorduna hakim ol. Etrafına emniyet ver. Hele halk ile yakın temas et” demesi önemlidir.

Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal’in Harp Okulu’nda sınıf arkadaşıdır. Nazım Hikmet’in (annesinin teyze oğlu) dayısıdır. Harp Okulu’nda Mustafa Kemal ile aynı sınıfa düşmesi gelecekteki kaderini belirleyecektir.

Cebesoy, Türkiye’nin işgali sırasında İzmit’ten Ankara’ya ilerleyen İngiliz birliklerine ateş açma emrini vererek Kurtuluş Savaşı’nı fiilen başlatan ilk komutandır.

Cebesoy da Ankara’nın önemini şöyle açıklamaktadır: “Mustafa Kemal Paşa’nın ve benim görüşüme göre, Ankara her türlü teşkilata, birliğe ve hareket başlangıcına müsait stratejik bir mevki idi. İstanbul Hükümeti ve İngilizlerden evvel buranın tarafımızdan tutulması en büyük emelimizdi. Eğer İstanbul’da verdiğimiz karardan haberdar olsalardı, bu nakle (20. Kolordu’nun Ankara’ya nakli) katiyyen yanaşmazlardı.” Ankara, savaş boyunca en fazla subay ve er şehit veren bir vilayet olacaktır.

ANKARALILAR’IN TUTUMU

Mustafa Kemal, Ankaralılar’ın Milli Mücadele’deki tutumunu şöyle anlatır: “İstiklal Mücadelesi tarihinde Ankara namı en aziz bir mevkii muhafaza edecektir. Bazılarımız iktihamı (göğüs germeyi) hemen gayrimümkün zannedilen bu müşkilat karşısında sizler bir dakika tereddüt etmediniz. Üç sene mukaddem (önce) Sivas’tan Ankara’ya ayak bastığım zaman bir misalini geçen gün dahi göstermiş olduğunuz samimi ve kalbi tezahürat ile beni kollarınız arasına aldınız. O zaman gösterdiğiniz bu vatani cesaret sayesinde ecnebi müdahalesiyle İstanbul’da kapatılmış olan Meclis-i Mebusan’ın daha vasi (geniş) bir salahiyet ve şanı milliyet layık bir istiklal ile Ankara’da açmak mümkün oldu. Büyük Millet Meclisi sizin muhiti hamasetinizde biperva (korkusuzca) istiklal mücadelesine devam edebilmiştir. Binaenaleyh, Ankara, hemşehrilerimizin bu istiklali vatan mücadelesinde ayrı bir hissei şerefi vardır.”

O HEYETTE KİMLER VARDI?

Heyet-i Temsiliye, 18 Aralık 1919 günü Sivas’tan yola çıktı. Kayseri-Hacı-Bektaş-Mucur-Kırşehir-Karaman-Beynam üzerinden, 27 Aralık 1919 Cumartesi öğleden sonra Ankara Dikmen sırtlarına gelindi. Kayseri ve Mucur’da birer gün kalınmış, yedi gün yolda geçmiştir.

Ankara’ya gelen heyette şu isimler yer almaktadır: Müfit (Kansu) ve Hakkı Behiç, Sivas Kongresi delegesi İbrahim Süreyya (Yiğit), Dr. Binbaşı Refik (Saydam), Hüsrev (GeredMustafa Kemal, Rauf (Orbay) Bey, Heyet-i Temsiliye istişari üyesi Ahmet Rüstem ve Yaver Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer); Heyet-i Temsiliye üyesi Mazhar) 

MAZHAR MÜFİT ANLATIYOR

Mazhar Müfit, heyetin Ankara’ya gelişini şöyle anlatır:

“O sabah ajanslar ile Mustafa Kemal Paşa’nın geldiği haberi herkesi bildirildiği gibi, bir taraftan da sabahtan itibaren davullar ve zurnalarla bütün Ankara halkı karşılamaya hazırlanmıştı. Çankaya ve Dikmen tepelerinden güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyorlardı. Ve köylerden birçok atlı ve kağnı arabalarıyla binlerce halk Ankara’ya gelmiş; öğleye doğru ‘geliyor’ diye tellallar bağırmış, seçilen atlı alayı Ulucanlar’dan Hacıbayram Camii’nin önünde toplanarak dini tören yapılmış; yedi yüz piyade, üç bin atlıdan teşekkül eden bir seymen alayını Ankara’da bulunan dervişler takip ediyor. Bunların arkasında bütün esnaf ve ondan sonra da okul öğrencileri yürüyorlar. Okul öğrencileri İstasyon Caddesi’ne, seymen alayının bir kısmı Dikmen bağlarına, bir kısmı Çankaya bağlarına, Kızılyokuş eteklerine ve diğer bir kısmı da istasyon yoluna dizilmişti. Jandarma ve yirmi kadar polis de burada idi. Halkın bir kısmı Namazgah tepesine ve diğer kısmı Yenişehir’in bulunduğu yerlere ve İstasyon yoluna sıralanmışlardı.

“Ankara şehri namına karşılama heyetinde Müdafaai Hukuk Cemiyeti azasından Müftü Hoca Rıfat Efendi, Binbaşı Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey, Toygarzade Ahmet, Ademzade Ahmet, Hatip Ahmet, Kütüpçüzade Ali, Hanifzade Mehmet, Bulgurzade Tevfik Beyler vardı. Dikmen bağlarının eteğinde bir çeşmenin önünde Eskişehir Mebusu Emin (Sazak) ve Ankara eşrafından Naşit Efendi ve arkadaşları bekliyordu. Yirminci Kolordu Kumandam Ali Fuat Paşa ve Vali Vekili Yahya Galip Bey, Eymir Gölü’ne yani Gölbaşı’na kadar gelmişlerdi. Biz tam, üçü on geçe Kızılyokuştan iniyorduk. Yolda Paşa’ya yetiştiğimizde Paşa, Rauf Bey’le beni otomobiline almıştı. Oradan başlayan karşılamada ‘yaşa’ sesleri, alkışları arasında ilerlemekte idik…

“Otomobillere binerek, bize tahsis edilen, şehrin dışındaki Ziraat Mektebine gittik. Bir tepe üzerinde olan bu bina bize hayli müddet karargah vazifesini yaptı. Ali Fuat Paşa hepimize birer oda tahsis etmiş, isimlerimiz odaların kapısına yazılmış ve hastabakıcılarla hizmetçiler konulmuş, istirahatımız temin edilmişti… Hizmetçi kadın, Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılmış bir kağıt getirdi. Bu bir müsvedde olup imzalanacaktı. Bu müsvedde Ankara’ya varışımızı bütün teşkilata bildiren bir telgraftı. Şöyle yazılmıştı: ‘Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Heyet-i Temsiliye güzergahta ve Ankara’da, büyük milletimizin sıcak ve samimi tezahüratı vatanseverlik içinde bugün şehre geldi. Milletimizin gösterdiği bu birlik ve kararlılık örneği, memleketimizin geleceğine güven konusundaki inançları sarsılamaz bir şekilde güçlendirici niteliktedir. Şimdilik Heyet-i Temsiliye’nin merkezi Ankara’dadır. Saygılar sunarız Efendim! Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal.

***

MUSTAFA KEMAL’İN ANKARASI!. (Sabah yazararı Hıncal Uluç ve Yavuz Donat’ın köşelerinden) 

“Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya geldiği gün, Türk milletinin de kaderinin değiştiği gündür” derler tarihçiler.. Ulu Önder, 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan başlatıp, Erzurum, Sivas’ta devam ettiği “Milli Mücadele yol haritası”nı Ankara’da tamamladı.

Ankaralılar, Mustafa Kemal Atatürk’ü Dikmen sırtlarında karşıladılar.

Dikmen, o zaman şehirden çok uzak, dağ başı.. Mustafa Kemal onlara “Zahmet ettiniz, neden geldiniz?” dedi.

Seymenler, “Uğrunda ölmeye, millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik paşam” dediler..

Ankaralılar verdikleri sözü tuttular; Anadolu’nun bağımsızlığına olan inançlarını hiç yitirmediler.

Milli Mücadele’nin merkezi olan Ankara, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin de başkenti oldu.

Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’yı şöyle anlattı..
“Ben Ankara’yı coğrafya kitabından ziyade tarihten öğrendim ve Cumhuriyet merkezi olarak öğrendim. Ankara sadece bir il, bir bölge, bir başkent değildir. Ankara’nın ve Ankaralıların benim gönlümde bambaşka bir yeri vardır.”

***

HOŞ GELİŞLER OLA..
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin milletin bayrağınla çok yaşa
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin milletin bayrağınla çok yaşa
Arş arş arş, ileri ileri, arş ileri
Marş ileri, dönmez geri, Türk’ün askeri hey
Sağdan sola, soldan sağa
Al da bayrağı düşman üstüne hey (…)

(Azerbaycanlı şair besteci Mehmet Türkel Bey)

***

Ve.. BARBAROS HAYREDDİN’İN İSTANBUL’A GELİŞİ

Asıl adı Hızır olan Barbaros Hayreddin, Vardar Yenicesi’nden gelip Midilli Adası’nın fethinden sonra buraya yerleşen Yakub adlı bir sipahinin oğludur. 1478 yılı civarında doğduğu tahmin edilmektedir. Batılılar, havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbaros” adını daha sonra Hızır için de kullandıklarından Barbaros diye tanınmıştı. Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.

Cezayir’i zaptederek burada üs kuran Barbaros, Kanuni’nin kendisini davet etmesi üzerine, yanına 18 amiralini de alarak İstanbul’a gelmeye karar verdi. Bu sûretle Osmanlı’nın bir eyâleti olan Cezâyir’in, fiilen imparatorluğa katılmasına da rızâ göstermiş oluyordu. Barbaros’un İstanbul limanına vardığı 27 Aralık 1533 günü, güzel bir kış günü idi.

Soğuğa rağmen bütün sahil boyunca bir-iki yüzbin İstanbullu birikmişti. Yıllardan beri adı efsanelere karışan ve daha hayatında bir masal kahramanı hâline gelin Barbaros’u görmek için halk, birbiri üzerine yığılıyordu. Ünlü denizci, 18 amirali, yâverleri ve kalabalık maiyyetiyle top ateşleri ve halkın tezâhüratı arasında karaya ayak bastı. Bu, onun İstanbul’a ilk gelişiydi.

Barbaros, halka güzel bir zafer alayı seyrettirdi. Alayın önünde 200 esir gidiyordu. Bunlar, altın ve gümüş ganimet eşyası taşıyorlardı. Sonra, 30 Avrupalı esir asilzâde geliyordu. Bunlar, Avrupa’nın hemen her milletine mensup seçkin kişilerdi, kimi amiraldi, kimi general. 200 köleden müteşekkil bir delikanlılar kafilesi bunu takip ediyordu.

Daha sonra 200 esir çocuk geliyordu. Başları ve boyunları mücevherlere boğulmuştu. Omuzlarında altın ve gümüş teller çekilmiş pek kıymetli kumaş topları vardı. Bu kafileyi, Avrupa’nın en güzel kızlarından oluşan 200 cariye takip ediyordu. Bunlar, en değerli elbiseler giymişler, mücevherlere boğulmuşlardı.

Daha sonra 100 develik bir kervan geliyordu ki, ağırlığına ganimet eşyası yüklüydü. Bunu Afrika’nın en nadir hayvanlarından oluşan bir topluluk takip ediyordu. Altın ve gümüş zincirlere bağlanmış olan bu hayvanları, bakıcıları sevk ediyordu. Bu muhteşem kafilelerden sonra, gayet basit bir şekilde giyinmiş, Barbaros ve maiyyeti ile Türk levendleri geliyordu.

Bu sûretle Toprapı Sarayı’na kadar yüründü. Ertesi sabah Kanuni Sultan Süleyman ile görüşüldü ve padişahın büyük iltifatlarına mazhar oldu.Kaptân-ı Derya’lık görevine tayin, devlet reisi olan padişaha değil, hükümet reisi olan sadrazama ait bir işti. Padişah, sadrazamın yaptığı tayini ancak usûlen tasdik ederdi. Kanuni Sultan Süleyman, bu hususta kanunu değiştirmedi.

Barbaros’a Halep’e gidip Sadrazam İbrahim Paşa ile görüşmesini emretti. İbrahim Paşa, Barbaros’a Kaptân-ı deryalık tevcih edecekti. Bunun üzerine Barbaros İstanbul’da ancak 3-4 gün kaldı, padişahtan izin alarak Halep’e doğru yola çıktı. Çabuk gidebilmek için atla yol aldı. Kuşuçuşu 880 km. olan İstanbul-Halep yolunu 10 günde aldı ve yine aynı şekilde 10 günde geriye döndü.

Bu, bize orta yaşını geçmiş olan bu büyük zâtın beden gücü hakkında bir fikir verebilir. İstanbul’a döndükten sonra merasimle Barbaros Hayreddin Paşa’ya hil’at giydirilip Kaptân-ı deryalığa tayin fermanı verildi.Osmanlı İmparatorluğu’nun hizmetinde Mayıs 1534’te Kaptân-ı Derya sıfatı ile ilk seferine çıkan Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’e açıldı.

İtalya kıyılarını vurduktan sonra Tunus’a yöneldi. Tunus Beyi Hasan’ı mağlup ve Osmanlı’ya itaate mecbur etti. Tunus Beyi’nin Avrupa’dan yardım isteği üzerine hazırlanan ordu Kuzey Afrika’ya gönderildi. Tunus’tan Cezayir’e çekilen Barbaros, tekrar denize açılarak Mallorca ve Minorka adalarını, İspanya kıyılarını vurduktan sonra İstanbul’a döndü.

Barbaros Hayreddin Paşa 4 Temmuz 1546 tarihinde İstanbul’da öldü.

Barbaros Anıtı, Beşiktaş’ta ünlü Osmanlı amirali Barbaros Hayreddin Paşa’nın hatırasına 1944 yılında dikilen bronz dökümden yapılmış anıttır.

Cumhuriyet dönemi meydan anıtları arasında, en büyüklerinden biridir. Beşiktaş’ın sembolü halindeki anıtın önünde her yıl Denizcilik Bayramı ve Deniz Kuvvetleri Günü kutlamaları gerçekleşir.

****

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: