Samanlık saray oldu, dostluklar sanal oldu!

Değerli okurlarım,

Bugün sizlerle insan ilişkileri üzerine düşüncelerimi ve yorumlarımı paylaşmak istiyorum.

Dünyada bilimsel ve teknolojik gelişmelere karşın, insaniyet ölçeğinde herhangi bir gelişmenin, büyümenin olmadığını görmek, hatta insan ilişkilerinin gerileyerek sanallaştığını, yozlaştığını görmek beni ziyadesiyle endişelendiriyor. Artık yüz yüze görüşmeler yerine yalnızlığımızı gidermek amaçlı sosyal paylaşım sitelerini kullanırken daha da yalnızlaştığımızın farkına ne zaman varacağız, inanın ben de bilemiyorum. Fazla emek sarf etmeden, yerimizden dahi kalkmadan kurduğumuz insan ilişkilerinin ne değeri olabilir ki? Pandemi dönemi de insanların yalnızlaşmasına, sanal dostluklara zemin hazırladı tabii ama üzerimizdeki ölü toprağını atmanın zamanı gelmedi mi sizce?

Gerçek hayatta bulamadıklarımızı emek sarf etmeden teknoloji kutularının içinde aramak ne büyük yanılgı! Bu sanallaşmada en kötüsü de ne biliyor musunuz? İnsanların daha pervasız, küstah ve saygısızca hareket edebilmeleri… Karşı karşıya iken asla yapmayacağı şeyleri klavye başında o kadar rahat yapabiliyor ki!

İnanın gidişatımız, insanlardaki kin, nefret, çekememezlik ve hırs duygularının artışı, bunu da sanal ortamda pervasızca sergileyişi beni çok korkutuyor. Etrafımız başkalarının mutsuzluğundan beslenen, bundan mutlu olan insanların olması ne korkunç. Kirli sohbetlere, polemiklere, seviyesiz tartışmalara kocaman bir çizgi çekiyorum ve “Herkes kendisine yakışanı yapsın” diyerek kesip atıyorum bu tarz anlamsız muhabbetleri. Tamam, belki de benim ağzım senin kadar güzel laf yapamıyor, kalemim senin kadar güzel cümleler kuramıyor, hatta dilim senin kadar dokundurma laflara dönmüyor. Ama ben, en azından senin emeklerini küçük görme, gereksiz eleştirme, başkalarının yetenekleriyle eşleştirme gibi saygısız davranış biçimlerine girmiyorum. Bırakıyorum herkesi kendi haline. İster birbirlerini yesinler ister birbirlerini yerden yere vursunlar, sevsinler, satsınlar, övsünler, dövsünler, şirin görünsünler…. Yazma yeteneği olmasa bile yazınca mutlu mu oluyorlar, bırak yazsınlar….bed sesiyle güzel şarkı söylediğini zannederek çektiği videoları mı paylaşıyorlar, bırak paylaşsınlar… kelebek çizdiğini sanıp eciş-bücüş çizimlerini mi paylaşıyorlar, bırak paylaşsınlar.. sana ne, bana ne ve hatta bize ne! Onları eleştirmek, dışlamak, bu vesileyle onları mutsuz etmek kime ne kazandırır ki? Zaten bunu yapan kişilerin kompleksli oldukları kanıtlanmış bilimsel gerçekler…

Bazen diyorum ki kendime “Sen de oyna onlar gibi”, baktın beceremiyorsun dersini alırsın en azından. Sana dersini verecek biri mutlaka bulunur. Tüm bunlara rağmen oynayamıyorsan, işte o zaman çekil köşene, al kağıt kalemi eline ve yaz….. açıkça, cömertçe, sansürsüzce yaz… insan ilişkilerini, bu ilişkilerdeki dönme dolabı, çıkar ilişkilerini yaz…Medyatik olma uğruna nezaketin, saygının tüm sınırlarını zorlayan, hatta çiğneyenleri tarif et…yerinden kalkmadan vatan-millet kurtaran, insan hayatlarına oturduğu yerden dokunduğunu, yardım ettiğini sanan ama özünde “yaralı parmağa işemeyen”, klavye kahramanlarını yaz…Yazayım mı sizce? Ama ondan önce yapmak istediğim başka bir şey var:

Bir sonraki yazımda sizlere bunca yıl edindiğim tecrübe ve gözlemlerimden yola çıkarak insanları kısaca kategorize etmek istiyorum. Bakalım siz kendinizi hangi kategoride görüyorsunuz ya da görmek istiyorsunuz.

Bir sonraki blog yazımda buluşmak umuduyla esen kalın

Yazar Esma Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: