<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Harun Gümrükçü arşivleri - GAZETEM</title>
	<atom:link href="https://gazetem.eu/category/yazarlar/harun-gumrukcu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://gazetem.eu/category/yazarlar/harun-gumrukcu/</link>
	<description>DOĞRU HABERİN ADRESİ</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 May 2022 11:39:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://gazetem.eu/wp-content/uploads/2025/02/cropped-liman-logo-32x32.png</url>
	<title>Harun Gümrükçü arşivleri - GAZETEM</title>
	<link>https://gazetem.eu/category/yazarlar/harun-gumrukcu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Harun Gümrükçü&#8217;den milyonları ilgilendiren bir yazı: ALDATILAN TÜRKLER</title>
		<link>https://gazetem.eu/prof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler/</link>
					<comments>https://gazetem.eu/prof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gazetem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 May 2022 11:39:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Harun Gümrükçü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gazetem.eu/?p=19040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Bilim Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Harun Gümrükçü,  özellikle Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızı yakından ilgilendiren son derece önemli bir konuda aydınlatıcı bir yazı kaleme aldı. ALDATILAN</p>
<p><a href="https://gazetem.eu/prof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler/">Prof. Dr. Harun Gümrükçü&#8217;den milyonları ilgilendiren bir yazı: ALDATILAN TÜRKLER</a> yazısı ilk önce <a href="https://gazetem.eu">GAZETEM</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-medium-font-size"><strong><em>Antalya Bilim Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Harun Gümrükçü,  özellikle Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızı yakından ilgilendiren son derece önemli bir konuda aydınlatıcı bir yazı kaleme aldı.</em></strong></p>



<p><strong>ALDATILAN TÜKLER DOSYASI&#8217;daki açıklamalar karşısında okuyanları hayrete düşürecek bu yazıyı mutlaka okumalısınız. İşte Harun Gümrükçü&#8217;nün o ibretlik yazısı:</strong></p>



<p></p>



<p><strong><u>Kira Konusunda Olağandışı Gelişmeler ve Ekonomik Konulu Davalarda Hukuken Yapılan Fahiş Hatalar</u></strong></p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li><strong>Mevcudu Koruma ile Geriye Doğru kiraya zam yapma ve Birleşik Faizle Hesap Çıkartma Bağdaşır mı?</strong></li></ol>



<p>Hukukun temel direği <strong>mevcudu koruma</strong> veya başka bir deyimle <strong>geriye doğru kötüleştirme yasağı</strong>dır. Türkiye’de son derece hızlı artan enflasyon oranlarını fırsata çevirmek isteyen ev sahipleri; kiracılarıyla senelerdir anlaşma yapmış oldukları oranda arttırılmış kira bedelini yetersiz bulmaktadırlar. Mal sahipleri 10, 12, hatta 14 yıldır düzenli ödenen bu kira bedelinin yanında, geriye dönük zam farkı istemektedirler. Bu isteğe göre, yapılan kira artışları süregelen yıllarda “<strong>yeterince</strong>!” yüksek olmadığı görüşüne dayandırılarak ve bu durumun 14 yıl sonra anlaşıldığı ileri sürülmektedir. Ayrıca, bu zam farklarına ilave birleşik faiz oranlarıyla hesap çıkartarak çok yüksek bir meblağın ödenmesini talep etmektedirler. Bu rakam genelde 30 bin ile 70 bin lira arasında değişmektedir. Mahkemeler bu gibi davalarda sizin avukatınıza, dosyanızda avukata verdiğiniz vekaletname olsa bile, bilgi vermeden, (avukatların iddiaları bu doğrultudadır.) aleyhinize karar vererek tüm mallarınıza ve banka hesaplarınıza bilginiz olmadan el koymaktadırlar.</p>



<p>Son 15 yıla kadar “<strong>geriye dönük zaman için ekstra zam artışı yapılır mı?</strong>” sorusu aynı zamanda mevcudu koruma hakkıyla iç içe geçmiş olan temel hukuki bir ilkedir. Bu ilkeyi çiğnemek, hukuku temelden inkâr etmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla mahkemelere açılmış veya açılacak bu gibi davaları hakemlerin hemen geri çevirmeleri gerekmektedir. Zaman zaman, hakemlerin verdikleri kararlar sebebiyle bu temel ilke zedelenmektedir. Ayrıca, bu ulusal hukukla bağdaşmayan kararlar sebebiyle; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bilgileri olmadan mallarına haciz koyularak zor durumda bırakılmaktadırlar. Bunun <strong>ahlaki bakışla ve iyi niyet ilkesiyle</strong> bağdaşmadığı ulusal düzeyde ortaya koyulmalıdır. Bunun için sayısı yüzü aşan hukuk fakültelerimizin devreye girerek ülkemizin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmayan bu uygulamayı durduracak görüşler geliştirmelidirler. Bu gibi hukuki temel ilkeden uzak karar veren hakemler, Yüksek Hakemler Kurulu tarafından mercek altına alınmalıdırlar. Onların gerekçeleri iyi okunmalıdır. İlerleyen süreçlerde topluma verecekleri zararın ancak bu şekilde önüne geçilebilir. Barolar, böyle uygulamaların durdurulmasında ve üyelerinin bu gibi uygulamalar ile ilgili bilgilendirilmesinde aktif rol oynamalıdır. Bu konudaki başvurular mesleğini hukukun üstünlüğünü koruma geçerliliği ilkesi doğrultusunda yürüten avukatlar tarafından reddedilmektedir. Bu temel ilkeye uymayan diğer kesimde bulunan diplomalı! avukatlarda barolarca uyarılmalıdır. Bu alanlardaki hukuki temel ilkelerden hareket etmeyen bazı avukatlar ve hakimler olduğuna göre onların ülkemizin <strong>ulusal çıkarlarıyla</strong> bağdaşmayan bu görüşlerine dur denilmelidir. Bu yazıda geriye dönük kötüleştirme yasağı herkesçe genel geçer bir tanımlama olması yanında uluslararası hukuk normlarıyla da desteklendiği ortaya koyulacaktır.</p>



<p>Bu sebepten ötürü, basit cümlelerle ve yazıyı dipnotlarla boğmadan özellikle yurtdışında yaşayan insanlarımızı bilgilendirmek adına bu konu kamuoyumuzun bilgisine sunulmaktadır. Unutmamak gerekir ki, Avrupa’da yaşayan ve sayıları 5 milyon civarında olan insanlarımızın <strong>Hukuki Güvenceliği</strong> bu ilke ile sağlanmıştır/sağlanmaktadır. Türkiye’de yaşayan bir Alman vatandaşına aynı hak tanınmadığında o ülkenin insanlarımıza tanıdığı bu hakları ortadan kaldıracaktır. Bu hakları Avrupa’da kazanmak için yürüttüğümüz 10.000’den fazla dava da ve onların müspet sonuçları da ortadan kalkacaktır. Bunu kim isteyebilir veya daha doğru bir ifadeyle kim istemektedir!</p>



<p><strong>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Katma Protokol ve Mevcudu Koruma Ne Söylüyor?</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>A(E)T/AB Türkiye Hukuku’nda Özellikle Katma Protokol’de</strong></li></ul>



<p><strong>İlgili Maddeler</strong></p>



<p>1963 yılında Türkiye ve o zamanki ismiyle Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzalanan “Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması (Ankara Antlaşması)” hem Türkiye hem de <a>Avrupa (Ekonomik) Toplulukları/Birliği </a>(AET/AB) &nbsp;üye devletleri için bağlayıcı nitelikte bir antlaşmadır. Bu nitelik; antlaşmadan doğan zorunlulukları ve verilen hakları taraflar için uygulama zorunluluğu getirir. Peki bu antlaşma kira davaları, yani genel anlamıyla hizmet alımı ve sunumu konusunda ne demektedir?</p>



<p>Ankara Antlaşması Türkiye’nin Avrupa (Ekonomik) Toplulukları/Birliği üyeliği için atılan ilk adımdır. Bu antlaşma ile, temel hüküm mevcudun geriye doğru kötüleştirilmesinin önündeki engelleri aşamalı olarak kaldırılması öngörülmüştür. 1973 yılında bu temel antlaşmaya eklenen ve onun ayrılmaz bir parçası olan “Katma Protokol” ile bu hükümler 41. madde ile açık ve anlaşılır bir dille ifade edilmiştir. Bu maddeye göre, hakların geriye doğru kötüleştirilemeyeceği ilkesinin altı herkesin anlayabildiği bir dille ifade edilmiştir. Buna göre;</p>



<p><strong>“Akit taraflar, aralarında yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edinimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.”</strong></p>



<p>Bir başka ifadeyle, geriye doğru kötüleştirme yasaklanmıştır. Bu hizmet sunumu ve alımı içinde yer alan kira konusunu da kapsamaktadır. Buna benzer olarak; Roma antlaşmasının 53. maddesi yorum bırakmaksızın der ki;</p>



<p><strong>“Üye devletler kendi topraklarında diğer üye devletler uyruklarının yerleşme hakkına kısıtlamalar getiremezler”.</strong></p>



<p>Türkiye’de yaşayan bir Birlik Yurttaşı’nın ödediği kirayı geriye doğru kötüleştirmek bu ilkeyle bağdaşmamaktadır.</p>



<p>Bu iki hüküm, taraf devletlerin entegrasyon sürecini başarıyla yürütebilmesi için başat etken olarak algılanmalıdır. Ayrıca, hukukun üstünlüğü açısından antlaşmalara taraf ülkelerin uyması gereken başlıca kuraldır. Buna örnek olarak; 1974 yılında verilen “Heagaman” kararına bakıldığında; Yunanistan ile yapılan Ankara Anlaşması ile aynı niteliklere sahip Atina Antlaşması Topluluk hukukunun parçası olduğu ATAD tarafından teyit edildiği görülebilir. Bu açıdan Ankara Antlaşması da aynı şekilde Topluluk Hukuku’nun bir parçasıdır.</p>



<p>ATAD’ın yetkisini ve Türkiye ile yapılan Ortaklık Antlaşmasının Topluluk Hukuku’nun ayrılmaz bir parçası olduğunu görebilmemiz için Heagaman’dan 13 yıl sonra verilen Demirel Kararı’nı ve/veya 1989’daki Yunanistan’ın Komisyon’a karşı açtığı davanın kararını beklemek gerekiyordu.</p>



<p>AB-Türkiye ilişkilerini oluşturan birincil hukukun, Ankara Antlaşması ve Katma Protokol, Atina Antlaşması gibi, Avrupa Hukuku’nun bir parçası olduğu 1990 tarihli Sevince Kararı ile organ kararlarının (ör: Ortaklık Konseyi Kararları gibi) yine Avrupa Hukuku’nun ayrılmaz bir bütünü olduklarını mahkeme teyit ediyordu.&nbsp; 1990 yılında verilen Salih Zeki Sevince kararında ATAD, AET ile Türkiye arasında yapılan Ankara Antlaşması ve eklerinin niteliğinin Avrupa Topluluklarının doğrudan uygulamakla yükümlü olduğu anlaşmalardan olduğu belirtmiştir. Böylece ATAD tarafından Ortaklık Antlaşmalarının Topluluk Hukuku’nun ayrılmaz parçası olduğu vurgulanmıştır.</p>



<p>Yukarıda belirttiğimiz gibi hukukun üstünlüğü ilkesi ışığında ve Ortaklık antlaşmalarının doğrudan bağlayıcı niteliğiyle kazanılmış haklarımızı özgürce kullanabilmemiz gerekmektedir. Yine de Katma Protokolün 41/1 maddesinde bahsedilen “<strong>geçmiş tarihte kazanılan bir hakkın o tarihten başlamak kaydıyla geriye doğru kötüleştirilemeyeceği ilkesi</strong>” yani “<strong>Standstill Clause</strong>” günümüzün Avrupa Birliği üye ülkeleri tarafından da dikkate alınmaktadır. Bu hüküm geriye doğru kötüleştirmelerin yapılamayacağını garanti altına almakla kalmayıp, daha sonra yürürlüğe girmesi mümkün olabilecek kötüleştirme yasalarının da uygulanamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.</p>



<p>Sonuç olarak yukarıda sıralanan sebepler göz önüne alındığında, çeşitli davalar sadece bir vatandaşın bir konuyla ilgili bir sorunu olmaktan ziyade, bundan sonraki süreçte Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de yaşayan Birlik Yurttaşlarının Ankara Antlaşması ve Katma Protokol’deki edinmiş hakları konusunda nasıl bir yol izleneceği ile ilgilidir. Bu açıdan bakıldığında davalar ve elde edilen sonuçlar son derece önemlidir. Yine yukarıda belirttiğimiz gibi Ankara Antlaşması ve Katma Protokol’deki sarih maddeler varken ve bundan önce yine yukarıda belirttiğimiz gibi ATAD kararları yoruma mahal vermeyecek şekilde ortada iken Türkiye tarafından bu konularda kendi vatandaşının yanında Birlik Yurttaşları aleyhine verilen menfi kararların hukukun üstünlüğünü zedeleyeceği ve böyle bir kararın ATAD’ın ulus üstü ve tarafsız olma ilkesine gölge düşüreceği açıktır. Bizi bu kaygıya iten genelde hizmet sunumu anlamına gelen kira konusunda mahkemelerimizin verdiği kararlardır. Umuyoruz ki bu gibi hukuki temelden yoksun davalardan çıkacak sonuçlar hukukun üstünlüğü ilkesine zarar vermeden ve uluslararası bir soruna dönüşmeden yürüklükten kaldırılacaklardır.</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li><strong>Avrupa Birliği Adalet Divanı Mevcudu Koruma Konusunda Ne Diyor ve Geriye Doğru Kiraya Zam Yapma</strong></li></ol>



<p>Topluluk/Birlik Hukuku merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa Toplulukları/Birliği Adalet Divanı (ATAD/ABAD) ve İlk Derece Mahkemesi tarafından yorumlanmaktadır. Topluluk Müktesebatının uygulanmasında çıkan ihtilafların çözümünde ATAD/ABAD kendisine başvurulması gerekli en yüksek ve AB üye ülkelerinin en son başvurabilecekleri yargı merciidir. Türklerin de ve ülkemizde yaşayan Birlik Yurttaşlarının da bu ulusüstü yetkilerle donatılmış mahkemeye başvurma hakları bulunmaktadır. ABAT/ATAD’ın, ayrıca AB üye ülke mahkemelerinin başvurularıyla açılan davalara bakma ve bu yolla Avrupa Hukuki normlarını yorumlanmasını ve uygulamasını ulus devletlerin mahkemeleri yoluyla sağlama (Önkarar davası) görevi de bulunmaktadır.</p>



<p>ATAD/ABAD Avrupa bütünleşmesini sağlayan kurucu antlaşmalar yanında bu Toplulukla/Birlikle Tam üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşmaların (1961 tarihli Atina ve 1963 tarihli Ankara Antlaşması gibi) yorumunu da yapmaktadır. Yani yapılan Antlaşmalar çerçevesinde Türkiye’ye dönük bağlayıcı kararlar almaktadır. Ayrıca, Türkiye ile akdedilen bu antlaşmaya ek olarak yayınlanan mevcut protokolleri ve akit tarafların oluşturdukları kurumların [A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Konseyi gibi] aldıkları Ortaklık Konseyi kararlarını da yorumlanmasını ve uygulanmasının sağlanmasını da kendi görev ve yetkisi içinde mütalaa etmiştir. Maalesef hukuk dünyası bu gerçekleri görmezlikten gelmeye çalışmaktadır. Bu beyhude bir uğraşıdır ve ulusal çıkarlarımızla bağdaşmamaktadır.</p>



<p>ATAD/ABAD tarafından Türk vatandaşlarının Avrupa Hukuku’ndan doğan haklarını kullanabilmeleri için Birlik üye ülkelerinin en yüksek ve en son yargı mercii olan Avrupa Topluluğu/Birliği Adalet Divanı (ATAD/ABAD) tarafından şimdiye kadar 60’ın üstünde karar verilmiştir. Bunların bilinmemesi için özel bir gayret sarf edilmektedir. Verdiği kararlar ulusüstü/supranational olan, davanın açıldığı devlete bakılmaksızın tüm üye ülkeleri ve bu arada Türkiye’yi de (kısmi üyelik statüsünde olması hesabiyle) bu nedenle bağlayan, ulusal yasalarla çatıştığında onların hükümlerini ikame eden ve nihayet üye ülkelerin ve ülkemizin bire bir uygulamaları gerekli olan bu kararlar yoluyla etkin bir içtihat hukuku oluşturulmuştur. Bu karaların en önemlileri için bkz. ATAD’ın 30.9.1987 tarih ve C-12/86 sayılı DEMİREL kararı. Demirel kararı ile ATAD Türk vatandaşlarının AB hukukundan doğan haklarıyla ilgili olarak ilk kez böyle bir karar vermiştir. Böylece Topluluk ve Türkiye arasındaki Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması (1963 tarihli Ankara Antlaşması) ve 1973 tarihli Katma Protokol ve diğer düzenlemeler hakkında bütün üye ülkeleri bağlayacak bir yorum yolu açılmıştır. O tarihlerde bu davanın devrim niteliğindeki bu boyutu toplumumuzun ilgili birimlerinin hemen hemen hepsinin hiç ilgisini çekmemiştir. 1961 tarihli Yunanistan ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasındaki Atina Antlaşması için benzeri karar 1974 yılındaki Haegeman kararıdır. Bu karar Türkiye’de hep göz ardı edilmiştir. Bu görmemezliğin maliyeti toplumumuza çok büyük olmuştur ve bu göz ardı etme ülkemizin üyeliğinin önünü tıkamıştır. <strong>Mevcudu Koruma veya Geriye Doğru Kötüleştirme Yasağı konusu</strong> yanında ATAD/ABAD aynı zamanda A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Konseyi kararlarını da yorumlanması ve uygulan-masının sağlanması davalarını da kendi görev ve yetkisi içinde mütalaa etmiştir. Bunun için bkz.</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Yunanistan Komisyon Kararı 1974, Yunanistan Zirve Kararı,</li><li>SEVİNCE Davası ve ATAD’ın 20.9.1990 tarih ve C-192/89 sayılı kararı,</li><li>KUŞ Davası ve ATAD’ın 16.12.1992 tarih ve C-237/91 sayılı kararı,</li><li>EROĞLU Davası ve ATAD’ın 5.10.1994 tarih ve C-355/93 sayılı kararı,</li><li>BOZKURT Davası ve ATAD’ın 6.6.1995 tarih ve C-434/93 sayılı kararı,</li><li>TETİK&nbsp; Davası ve ATAD’ın 23.1.1997 tarih ve C-171/95 sayılı kararı,</li><li>KADIMAN Davası ve ATAD’ın 17.4.1997 tarih ve C-351/95 sayılı kararı,&nbsp;</li><li>EKER Davası ve ATAD’ın 29.5.1997 tarih ve C-386/95 sayılı kararı,</li><li>KOL&nbsp; Davası ve ATAD’ın 5.6.1997 tarih ve C-285/95 sayılı kararı,</li><li>GÜNAYDIN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 30.9.1997 tarih ve C-36/96 sayılı kararı,</li><li>AKMAN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 19.11.1998 tarih ve C-210/97 sayılı kararı,</li><li>BİRDEN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 26.11.1998 tarih ve C-1/97 sayılı kararı,</li><li>ERGAT Davası ve ATAD’ın&nbsp; 16.3.2000 tarih ve C-329/97&nbsp;&nbsp; sayılı kararı,</li><li>EYÜP Davası ve ATAD’ın&nbsp; 22.6.2000 tarih ve C-65/98 sayılı kararı,</li><li>KURZ Davası ve ATAD’ın&nbsp; 19.11.2002 tarih ve C-188/00 sayılı kararı,</li><li>AYAZ Davası ve ATAD’ın&nbsp; 30.9.2004 tarih ve C-275/02 sayılı kararı,</li><li>SEDEF Davası ve ATAD’ın&nbsp; 10.01.2006 tarih ve C-230/03 sayılı kararı,</li><li>TORUN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 16.02.2006 tarih ve C-502/04 sayılı kararı,</li><li>GÜZELİ Davası ve ATAD’ın&nbsp; 26.10.2006 tarih ve C-4/05 sayılı kararı.</li></ul>



<p>Bu kararlar AB üye ülkelerinde kullanılan 24 dille tercüme edilmişlerdir. Bu dillerin herhangi birinde bu kararlara uluşmak için bkz. Kaynakça: ABAD’in Web Sayfası: <a href="https://curia.europa.eu/jcms/upload/docs/application/pdf/2017-03/ra_2016_de.pdf">https://curia.europa.eu/jcms/upload/docs/application/pdf/2017-03/ra_2016_de.pdf</a> .</p>



<p>Bu kararların Türkçe analizleri Gümrükçü tarafından yapılmıştır. Bunlar için bkz. Gümrükçü. Gümrükçü, H., 2002: Türkiye ve Avrupa Birli-ği. İlişkinin Unutulan Yönleri, Dünü ve Bugünü, Hamburg/İstanbul, s. 215-411 arası.</p>



<p>Bu kararların ışığı altında bazı hukuk bilgisi düşük/eksik hakimler ve devletin bazı bilgisiz resmî kurumları şu konularda aşağıda sıralanan maddelerdeki kararları vermektedirler:</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Üzerinde tarihi olmayan bir <strong>Tahliye Taahhütnamesi</strong> varsa 14 sene sonraki tarih atılarak geçerlidir sonucuna hâkim nasıl varıyor. Bu arada kira sözleşmesi 14 kez kira artırma yoluyla değiştiğinden bu imzanın bağlayıcılığı ilk kira yükseltmesine kadar geçerlidir. Kaldı ki hilei şer yoluna başvurularak bir hak elde edilmişse o hak geçerli olmaz. Bu konuda ABAD/ADAT’ın verdiği Suat KOL kararı vardır. (Karar için bkz. KOL Davası ve ATAD’ın 5.6.1997 tarih ve C-285/95 sayılı kararı). Bu karara göre Bay Kol Almanya’da kalmak için bir Alman vatandaşıyla hileli evlilik yapmıştır. Bu evliliğe dayanarak oturma ve çalışma izni almıştır. Dört yıl sonra bu durum ortaya çıkınca Almanya’dan ATAD/ABAD’ın verdiği bir mahkeme kararıyla sınır dışı edilmiştir.</li></ol>



<ul class="wp-block-list"><li>Ev sahibi evini kiralarken bir aylık depozit almıştır. Kiracı 14 yıl sonra evden ayrılınca bu depozit ev sahibi tarafından son kira üzerinden hesaplanmıştır/hesaplanmaktadır. Mademki kiralar yükseltilmeliydi o zaman bu depozit miktarının da aynı oranda yükseltilmesi gerekmez miydi? Burada da birleşik faiz oranları baz alınması gerekmez miydi/gerekmez midir? Geriye doğru depozit meblağı yükseltilmediğine göre, ev sahibinin de böyle bir hakkı bulunmamaktadır. Ev sahibi her konuyu keser gibi kendi lehine yontarken, burada hukuk nerede durmalıdır? Durmuyorsa bir sorun yok mu? Hakimler karar vermeden önce bu sorulara cevap aramaları gerekmez mi?</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Ev sahibi dairede yapması gerekli masrafları kiracıya yüklemişse ve bu masraflar kiranın bir parçası kabul edilmişse, o zaman hesap yapılırken bu masraflar hesaptan düşürülmemişse, hâkim bu gerçeği nasıl görmemezlikten gelmektedir.</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Ev sahipleri kiralarını yükseltmek için kiracılarını çıkartıyorlar. Dünyanın her yerinde uzun süre evde oturan kiracıya daha fazla güven verilir. Türkiye’deki uygulama bunun tam tersidir. 10 yıllık kiracı olmanızla tüm haklarınızı kaybediyorsunuz. Hangi mantıkla böyle kira hukuku oluşmuştur. Sosyal devlet ilkesi burada nerededir? Mal sahibinin hiç sorumluluğu yok mudur? Bu uygulama enflasyonu tetikleyen faktörlerden biri olduğuna göre, devletin ilgili birimleri neden buna göz yumuyor ve hatta İcra Daireleri buna neden çanak tutuyorlar.</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Mahkeme bu konularda karar verirken avukatınızı bilgilendirmiyor. Dolayısıyla savunma hakkınız önlenmiş oluyor. Avukatı bilgilendirmeden bir mahkeme nasıl olurda karar verebilir? Böyle kararlar veren hâkimin/hakimlerin dosyasına/dosyalarına gerekli ikazlar neden yazılmıyor? Böyle ortaya çıkan bir kararla haciz işlemi nasıl yapılabiliyor? Hacizce gidilmeden neden ilgili kişi bilgilendirilmiyor ve makul bir süre tanınmıyor?</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Evi kiralama esnasında bir Tahliye taahhütnamesi imzalanmışsa ve kirayı banka hesabı üzerinden düzenli ödemiş olunması dahi mal sahibinin kirayı geriye doğru artırma hakkının olduğuna Yargıtay’ın hükmetmiş olması büyük bir fahiş hatadır. Bu kararın hemen düzeltilmesi gerekmektedir.</li></ul>



<p><strong>3&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mevcudu Koruma ile Geriye Doğru kiraya zam yapma ve Türkiye’de Yaşayan Birlik Yurttaşları ve de Birleşik Faizle Hesap Çıkartma Ne Anlama Geliyor?</strong></p>



<p>Avrupa Birliği üye ülkelerindeki yaşayan vatandaşlarımızın konumu mevcudu koruma ilkesiyle sağlamlaştırılmış ve garanti altına alınmıştır. Türkiye ülkesindeki hukuki bilgi seviyesi düşük hakimlerle bu ilkeyi ülkemizde yaşayan AB Üyesi Birlik Yurttaşlarına karşı göz ardı ettiğinde onlarda yıllarca yıl uğraş vererek sağladığımız bu hakları ortadan kaldıracaklardır. Öyle bir gelişmeye ışık tutmak istiyor muyuz sorusu cevaplandırılmalıdır. İleriki aylarda nur topu gibi büyük bir sorunla karşı karşıya kalmış oluruz. Şimdiden söylemesi bizden olsun!</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Yurtdışı Türklerine Dönük İcra Dairelerinin Konumu</strong></li></ul>



<p>Türkiye’deki bazı icra daireleri mahkeme kararı olmadan da icra yoluna gitmektedirler. Bu bilginin bağlı olduğunuz muhtara ulaşması yeterli görülmektedir. Örneğin geriye doğru kirayı yükselten bir ev sahibi sözde teknik bir raporla sizin 20.000TL borcunuz karşılığından tüm mal varlıklarınıza, arabanıza, banka hesaplarınıza icra koyabiliyor. İcra miktarıyla icra konulan mal varlıklarınız arasında bir oran bulunmamaktadır. Haberiniz olmadan milyonluk değerindeki mallarınız çok ucuza satılabilinmektedir. Haberinizin olması da gerekmiyor. Bu sadece bize has bir uygulama olmalıdır!</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>İcra Miktarını İcra Dairesi mi Belirliyor?</strong></li></ul>



<p>İcrayı devletin İcra Dairesi koyduğuna göre icranın miktarını ve bu miktar ödendiğinde kaldırılma görevi de onda olması gerekmektedir. Her makul insanın düşündüğü yol budur. Ancak örneğimiz buna hiç uymamaktadır. İcra dairesinin ilk koyduğu icra bedeli banka hesaplarında bilirkişinin ortaya attığı bedelin üç katı üstündedir. Yani Mal sahibinin avukatının da istediğinin çok üstündedir. Nasıl hesaplandığına dair bir bilgi verilmemektedir. Daha sonra bu meblağ maaşa konulan icra miktarında yarıya kadar düşürtülüyor. Ondan sonra da 10.000TL daha aşağıya çekiliyor. Arkasından 205Tl daha artırılıyor. Yetmiyor 5.600TL gibi bir daha artırılıyor. İcra Dairesi koyduğu icra miktarını/miktarlarını ve nedenlerini bilmiyor. Mal sahibinin avukatının istediği rakamlara göre icra bedelini azaltıyor veya artırıyor gibi bir işlem yapıyor. O zaman bu devlet dairesi kamu yararını göz ardı edebilecek bir avukatın emrinde çalışanı mıdır sorusunu sormak gerekiyor.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Borcunuzu Ödediğinizde İcra Kalkıyor mu?</strong></li></ul>



<p>Haberiniz olmadan arabanıza, gelirlerinize, her türlü banka hesaplarınıza örneğin 20.000TL bir icra kondu. Siz bu meblağı bankadan gidip ödediniz. İcra bu durumda kalkıyor mu? Hayır kalkmıyor. Elinizdeki ödediğiniz makbuzla icra dairesine gidiyorsunuz ve bu meblağı ödediğinizi gösteren banka meblağını masaya koyuyorsunuz? Bir fotokopisini alıp veriyorsunuz? Tüm bunlar yeterli midir? Hayır yeterli değildir. İcra dairesi sizden iki defa daha toplamda 205TL iki değişik hesaba yatırmanızı istiyor? Gidip ödüyorsunuz. İş bitmiş midir? Öyle zannediyorsunuz? İcra yine kalkmıyor. Karşı tarafın avukatına soruyorsunuz? İcra neden kalkmıyor. İcra dairesinin istediği tüm paraları ödedim diyorsunuz. Gelen cevap onların dışında da örneğin üç bin lira daha borç var diyor. Onu da ödüyorsunuz. Yine icra kalkmıyor. Bu sefer icranın kalkması için çalmadık kapı bırakmıyorsunuz? Yine icrayı kaldıramıyorsunuz? Bu dosyanın bir avukat tarafından takıp edilmesi gerekiyor. Yoksa bir yerlerde konulan icranın izi kalıyor. İcrayı koyan devlet dairesi ayni cengâverliği icrayı kaldırmada göstermiyor. Bu ne biçim bir hizmet anlayışıdır sorusuna ilgili daire/daireler kamuoyunu tatmin edecek bir cevap vermelidirler!</p>



<p>Yoksa kurumlarımıza olan güven her gün biraz daha azalmaktadır. Bu durumda ülkemizin menfaatlerine zarar vermek isteyenlere yaramaktadır. Her kurum kendi içindeki bu gibi çürük elmaları temizlemelidir ki, ülkemizin bu durumlardan ulusal çıkarları zarar görmesin.</p>



<p>Bu ümitle …</p>



<p>Prof. Dr. Harun GÜMRÜKÇÜ (<a href="mailto:harung2030@gmail.com">harung2030@gmail.com</a> ) Tel.: +905058314105</p>



<p><strong><u>Kira Konusunda Olağandışı Gelişmeler ve Ekonomik Konulu Davalarda Hukuken Yapılan Fahiş Hatalar</u></strong></p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li><strong>Mevcudu Koruma ile Geriye Doğru kiraya zam yapma ve Birleşik Faizle Hesap Çıkartma Bağdaşır mı?</strong></li></ol>



<p>Hukukun temel direği <strong>mevcudu koruma</strong> veya başka bir deyimle <strong>geriye doğru kötüleştirme yasağı</strong>dır. Türkiye’de son derece hızlı artan enflasyon oranlarını fırsata çevirmek isteyen ev sahipleri; kiracılarıyla senelerdir anlaşma yapmış oldukları oranda arttırılmış kira bedelini yetersiz bulmaktadırlar. Mal sahipleri 10, 12, hatta 14 yıldır düzenli ödenen bu kira bedelinin yanında, geriye dönük zam farkı istemektedirler. Bu isteğe göre, yapılan kira artışları süregelen yıllarda “<strong>yeterince</strong>!” yüksek olmadığı görüşüne dayandırılarak ve bu durumun 14 yıl sonra anlaşıldığı ileri sürülmektedir. Ayrıca, bu zam farklarına ilave birleşik faiz oranlarıyla hesap çıkartarak çok yüksek bir meblağın ödenmesini talep etmektedirler. Bu rakam genelde 30 bin ile 70 bin lira arasında değişmektedir. Mahkemeler bu gibi davalarda sizin avukatınıza, dosyanızda avukata verdiğiniz vekaletname olsa bile, bilgi vermeden, (avukatların iddiaları bu doğrultudadır.) aleyhinize karar vererek tüm mallarınıza ve banka hesaplarınıza bilginiz olmadan el koymaktadırlar.</p>



<p>Son 15 yıla kadar “<strong>geriye dönük zaman için ekstra zam artışı yapılır mı?</strong>” sorusu aynı zamanda mevcudu koruma hakkıyla iç içe geçmiş olan temel hukuki bir ilkedir. Bu ilkeyi çiğnemek, hukuku temelden inkâr etmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla mahkemelere açılmış veya açılacak bu gibi davaları hakemlerin hemen geri çevirmeleri gerekmektedir. Zaman zaman, hakemlerin verdikleri kararlar sebebiyle bu temel ilke zedelenmektedir. Ayrıca, bu ulusal hukukla bağdaşmayan kararlar sebebiyle; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bilgileri olmadan mallarına haciz koyularak zor durumda bırakılmaktadırlar. Bunun <strong>ahlaki bakışla ve iyi niyet ilkesiyle</strong> bağdaşmadığı ulusal düzeyde ortaya koyulmalıdır. Bunun için sayısı yüzü aşan hukuk fakültelerimizin devreye girerek ülkemizin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmayan bu uygulamayı durduracak görüşler geliştirmelidirler. Bu gibi hukuki temel ilkeden uzak karar veren hakemler, Yüksek Hakemler Kurulu tarafından mercek altına alınmalıdırlar. Onların gerekçeleri iyi okunmalıdır. İlerleyen süreçlerde topluma verecekleri zararın ancak bu şekilde önüne geçilebilir. Barolar, böyle uygulamaların durdurulmasında ve üyelerinin bu gibi uygulamalar ile ilgili bilgilendirilmesinde aktif rol oynamalıdır. Bu konudaki başvurular mesleğini hukukun üstünlüğünü koruma geçerliliği ilkesi doğrultusunda yürüten avukatlar tarafından reddedilmektedir. Bu temel ilkeye uymayan diğer kesimde bulunan diplomalı! avukatlarda barolarca uyarılmalıdır. Bu alanlardaki hukuki temel ilkelerden hareket etmeyen bazı avukatlar ve hakimler olduğuna göre onların ülkemizin <strong>ulusal çıkarlarıyla</strong> bağdaşmayan bu görüşlerine dur denilmelidir. Bu yazıda geriye dönük kötüleştirme yasağı herkesçe genel geçer bir tanımlama olması yanında uluslararası hukuk normlarıyla da desteklendiği ortaya koyulacaktır.</p>



<p>Bu sebepten ötürü, basit cümlelerle ve yazıyı dipnotlarla boğmadan özellikle yurtdışında yaşayan insanlarımızı bilgilendirmek adına bu konu kamuoyumuzun bilgisine sunulmaktadır. Unutmamak gerekir ki, Avrupa’da yaşayan ve sayıları 5 milyon civarında olan insanlarımızın <strong>Hukuki Güvenceliği</strong> bu ilke ile sağlanmıştır/sağlanmaktadır. Türkiye’de yaşayan bir Alman vatandaşına aynı hak tanınmadığında o ülkenin insanlarımıza tanıdığı bu hakları ortadan kaldıracaktır. Bu hakları Avrupa’da kazanmak için yürüttüğümüz 10.000’den fazla dava da ve onların müspet sonuçları da ortadan kalkacaktır. Bunu kim isteyebilir veya daha doğru bir ifadeyle kim istemektedir!</p>



<p><strong>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Katma Protokol ve Mevcudu Koruma Ne Söylüyor?</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>A(E)T/AB Türkiye Hukuku’nda Özellikle Katma Protokol’de</strong></li></ul>



<p><strong>İlgili Maddeler</strong></p>



<p>1963 yılında Türkiye ve o zamanki ismiyle Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzalanan “Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması (Ankara Antlaşması)” hem Türkiye hem de <a>Avrupa (Ekonomik) Toplulukları/Birliği </a>(AET/AB) &nbsp;üye devletleri için bağlayıcı nitelikte bir antlaşmadır. Bu nitelik; antlaşmadan doğan zorunlulukları ve verilen hakları taraflar için uygulama zorunluluğu getirir. Peki bu antlaşma kira davaları, yani genel anlamıyla hizmet alımı ve sunumu konusunda ne demektedir?</p>



<p>Ankara Antlaşması Türkiye’nin Avrupa (Ekonomik) Toplulukları/Birliği üyeliği için atılan ilk adımdır. Bu antlaşma ile, temel hüküm mevcudun geriye doğru kötüleştirilmesinin önündeki engelleri aşamalı olarak kaldırılması öngörülmüştür. 1973 yılında bu temel antlaşmaya eklenen ve onun ayrılmaz bir parçası olan “Katma Protokol” ile bu hükümler 41. madde ile açık ve anlaşılır bir dille ifade edilmiştir. Bu maddeye göre, hakların geriye doğru kötüleştirilemeyeceği ilkesinin altı herkesin anlayabildiği bir dille ifade edilmiştir. Buna göre;</p>



<p><strong>“Akit taraflar, aralarında yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edinimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.”</strong></p>



<p>Bir başka ifadeyle, geriye doğru kötüleştirme yasaklanmıştır. Bu hizmet sunumu ve alımı içinde yer alan kira konusunu da kapsamaktadır. Buna benzer olarak; Roma antlaşmasının 53. maddesi yorum bırakmaksızın der ki;</p>



<p><strong>“Üye devletler kendi topraklarında diğer üye devletler uyruklarının yerleşme hakkına kısıtlamalar getiremezler”.</strong></p>



<p>Türkiye’de yaşayan bir Birlik Yurttaşı’nın ödediği kirayı geriye doğru kötüleştirmek bu ilkeyle bağdaşmamaktadır.</p>



<p>Bu iki hüküm, taraf devletlerin entegrasyon sürecini başarıyla yürütebilmesi için başat etken olarak algılanmalıdır. Ayrıca, hukukun üstünlüğü açısından antlaşmalara taraf ülkelerin uyması gereken başlıca kuraldır. Buna örnek olarak; 1974 yılında verilen “Heagaman” kararına bakıldığında; Yunanistan ile yapılan Ankara Anlaşması ile aynı niteliklere sahip Atina Antlaşması Topluluk hukukunun parçası olduğu ATAD tarafından teyit edildiği görülebilir. Bu açıdan Ankara Antlaşması da aynı şekilde Topluluk Hukuku’nun bir parçasıdır.</p>



<p>ATAD’ın yetkisini ve Türkiye ile yapılan Ortaklık Antlaşmasının Topluluk Hukuku’nun ayrılmaz bir parçası olduğunu görebilmemiz için Heagaman’dan 13 yıl sonra verilen Demirel Kararı’nı ve/veya 1989’daki Yunanistan’ın Komisyon’a karşı açtığı davanın kararını beklemek gerekiyordu.</p>



<p>AB-Türkiye ilişkilerini oluşturan birincil hukukun, Ankara Antlaşması ve Katma Protokol, Atina Antlaşması gibi, Avrupa Hukuku’nun bir parçası olduğu 1990 tarihli Sevince Kararı ile organ kararlarının (ör: Ortaklık Konseyi Kararları gibi) yine Avrupa Hukuku’nun ayrılmaz bir bütünü olduklarını mahkeme teyit ediyordu.&nbsp; 1990 yılında verilen Salih Zeki Sevince kararında ATAD, AET ile Türkiye arasında yapılan Ankara Antlaşması ve eklerinin niteliğinin Avrupa Topluluklarının doğrudan uygulamakla yükümlü olduğu anlaşmalardan olduğu belirtmiştir. Böylece ATAD tarafından Ortaklık Antlaşmalarının Topluluk Hukuku’nun ayrılmaz parçası olduğu vurgulanmıştır.</p>



<p>Yukarıda belirttiğimiz gibi hukukun üstünlüğü ilkesi ışığında ve Ortaklık antlaşmalarının doğrudan bağlayıcı niteliğiyle kazanılmış haklarımızı özgürce kullanabilmemiz gerekmektedir. Yine de Katma Protokolün 41/1 maddesinde bahsedilen “<strong>geçmiş tarihte kazanılan bir hakkın o tarihten başlamak kaydıyla geriye doğru kötüleştirilemeyeceği ilkesi</strong>” yani “<strong>Standstill Clause</strong>” günümüzün Avrupa Birliği üye ülkeleri tarafından da dikkate alınmaktadır. Bu hüküm geriye doğru kötüleştirmelerin yapılamayacağını garanti altına almakla kalmayıp, daha sonra yürürlüğe girmesi mümkün olabilecek kötüleştirme yasalarının da uygulanamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.</p>



<p>Sonuç olarak yukarıda sıralanan sebepler göz önüne alındığında, çeşitli davalar sadece bir vatandaşın bir konuyla ilgili bir sorunu olmaktan ziyade, bundan sonraki süreçte Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de yaşayan Birlik Yurttaşlarının Ankara Antlaşması ve Katma Protokol’deki edinmiş hakları konusunda nasıl bir yol izleneceği ile ilgilidir. Bu açıdan bakıldığında davalar ve elde edilen sonuçlar son derece önemlidir. Yine yukarıda belirttiğimiz gibi Ankara Antlaşması ve Katma Protokol’deki sarih maddeler varken ve bundan önce yine yukarıda belirttiğimiz gibi ATAD kararları yoruma mahal vermeyecek şekilde ortada iken Türkiye tarafından bu konularda kendi vatandaşının yanında Birlik Yurttaşları aleyhine verilen menfi kararların hukukun üstünlüğünü zedeleyeceği ve böyle bir kararın ATAD’ın ulus üstü ve tarafsız olma ilkesine gölge düşüreceği açıktır. Bizi bu kaygıya iten genelde hizmet sunumu anlamına gelen kira konusunda mahkemelerimizin verdiği kararlardır. Umuyoruz ki bu gibi hukuki temelden yoksun davalardan çıkacak sonuçlar hukukun üstünlüğü ilkesine zarar vermeden ve uluslararası bir soruna dönüşmeden yürüklükten kaldırılacaklardır.</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li><strong>Avrupa Birliği Adalet Divanı Mevcudu Koruma Konusunda Ne Diyor ve Geriye Doğru Kiraya Zam Yapma</strong></li></ol>



<p>Topluluk/Birlik Hukuku merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa Toplulukları/Birliği Adalet Divanı (ATAD/ABAD) ve İlk Derece Mahkemesi tarafından yorumlanmaktadır. Topluluk Müktesebatının uygulanmasında çıkan ihtilafların çözümünde ATAD/ABAD kendisine başvurulması gerekli en yüksek ve AB üye ülkelerinin en son başvurabilecekleri yargı merciidir. Türklerin de ve ülkemizde yaşayan Birlik Yurttaşlarının da bu ulusüstü yetkilerle donatılmış mahkemeye başvurma hakları bulunmaktadır. ABAT/ATAD’ın, ayrıca AB üye ülke mahkemelerinin başvurularıyla açılan davalara bakma ve bu yolla Avrupa Hukuki normlarını yorumlanmasını ve uygulamasını ulus devletlerin mahkemeleri yoluyla sağlama (Önkarar davası) görevi de bulunmaktadır.</p>



<p>ATAD/ABAD Avrupa bütünleşmesini sağlayan kurucu antlaşmalar yanında bu Toplulukla/Birlikle Tam üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşmaların (1961 tarihli Atina ve 1963 tarihli Ankara Antlaşması gibi) yorumunu da yapmaktadır. Yani yapılan Antlaşmalar çerçevesinde Türkiye’ye dönük bağlayıcı kararlar almaktadır. Ayrıca, Türkiye ile akdedilen bu antlaşmaya ek olarak yayınlanan mevcut protokolleri ve akit tarafların oluşturdukları kurumların [A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Konseyi gibi] aldıkları Ortaklık Konseyi kararlarını da yorumlanmasını ve uygulanmasının sağlanmasını da kendi görev ve yetkisi içinde mütalaa etmiştir. Maalesef hukuk dünyası bu gerçekleri görmezlikten gelmeye çalışmaktadır. Bu beyhude bir uğraşıdır ve ulusal çıkarlarımızla bağdaşmamaktadır.</p>



<p>ATAD/ABAD tarafından Türk vatandaşlarının Avrupa Hukuku’ndan doğan haklarını kullanabilmeleri için Birlik üye ülkelerinin en yüksek ve en son yargı mercii olan Avrupa Topluluğu/Birliği Adalet Divanı (ATAD/ABAD) tarafından şimdiye kadar 60’ın üstünde karar verilmiştir. Bunların bilinmemesi için özel bir gayret sarf edilmektedir. Verdiği kararlar ulusüstü/supranational olan, davanın açıldığı devlete bakılmaksızın tüm üye ülkeleri ve bu arada Türkiye’yi de (kısmi üyelik statüsünde olması hesabiyle) bu nedenle bağlayan, ulusal yasalarla çatıştığında onların hükümlerini ikame eden ve nihayet üye ülkelerin ve ülkemizin bire bir uygulamaları gerekli olan bu kararlar yoluyla etkin bir içtihat hukuku oluşturulmuştur. Bu karaların en önemlileri için bkz. ATAD’ın 30.9.1987 tarih ve C-12/86 sayılı DEMİREL kararı. Demirel kararı ile ATAD Türk vatandaşlarının AB hukukundan doğan haklarıyla ilgili olarak ilk kez böyle bir karar vermiştir. Böylece Topluluk ve Türkiye arasındaki Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması (1963 tarihli Ankara Antlaşması) ve 1973 tarihli Katma Protokol ve diğer düzenlemeler hakkında bütün üye ülkeleri bağlayacak bir yorum yolu açılmıştır. O tarihlerde bu davanın devrim niteliğindeki bu boyutu toplumumuzun ilgili birimlerinin hemen hemen hepsinin hiç ilgisini çekmemiştir. 1961 tarihli Yunanistan ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasındaki Atina Antlaşması için benzeri karar 1974 yılındaki Haegeman kararıdır. Bu karar Türkiye’de hep göz ardı edilmiştir. Bu görmemezliğin maliyeti toplumumuza çok büyük olmuştur ve bu göz ardı etme ülkemizin üyeliğinin önünü tıkamıştır. <strong>Mevcudu Koruma veya Geriye Doğru Kötüleştirme Yasağı konusu</strong> yanında ATAD/ABAD aynı zamanda A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Konseyi kararlarını da yorumlanması ve uygulan-masının sağlanması davalarını da kendi görev ve yetkisi içinde mütalaa etmiştir. Bunun için bkz.</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Yunanistan Komisyon Kararı 1974, Yunanistan Zirve Kararı,</li><li>SEVİNCE Davası ve ATAD’ın 20.9.1990 tarih ve C-192/89 sayılı kararı,</li><li>KUŞ Davası ve ATAD’ın 16.12.1992 tarih ve C-237/91 sayılı kararı,</li><li>EROĞLU Davası ve ATAD’ın 5.10.1994 tarih ve C-355/93 sayılı kararı,</li><li>BOZKURT Davası ve ATAD’ın 6.6.1995 tarih ve C-434/93 sayılı kararı,</li><li>TETİK&nbsp; Davası ve ATAD’ın 23.1.1997 tarih ve C-171/95 sayılı kararı,</li><li>KADIMAN Davası ve ATAD’ın 17.4.1997 tarih ve C-351/95 sayılı kararı,&nbsp;</li><li>EKER Davası ve ATAD’ın 29.5.1997 tarih ve C-386/95 sayılı kararı,</li><li>KOL&nbsp; Davası ve ATAD’ın 5.6.1997 tarih ve C-285/95 sayılı kararı,</li><li>GÜNAYDIN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 30.9.1997 tarih ve C-36/96 sayılı kararı,</li><li>AKMAN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 19.11.1998 tarih ve C-210/97 sayılı kararı,</li><li>BİRDEN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 26.11.1998 tarih ve C-1/97 sayılı kararı,</li><li>ERGAT Davası ve ATAD’ın&nbsp; 16.3.2000 tarih ve C-329/97&nbsp;&nbsp; sayılı kararı,</li><li>EYÜP Davası ve ATAD’ın&nbsp; 22.6.2000 tarih ve C-65/98 sayılı kararı,</li><li>KURZ Davası ve ATAD’ın&nbsp; 19.11.2002 tarih ve C-188/00 sayılı kararı,</li><li>AYAZ Davası ve ATAD’ın&nbsp; 30.9.2004 tarih ve C-275/02 sayılı kararı,</li><li>SEDEF Davası ve ATAD’ın&nbsp; 10.01.2006 tarih ve C-230/03 sayılı kararı,</li><li>TORUN Davası ve ATAD’ın&nbsp; 16.02.2006 tarih ve C-502/04 sayılı kararı,</li><li>GÜZELİ Davası ve ATAD’ın&nbsp; 26.10.2006 tarih ve C-4/05 sayılı kararı.</li></ul>



<p>Bu kararlar AB üye ülkelerinde kullanılan 24 dille tercüme edilmişlerdir. Bu dillerin herhangi birinde bu kararlara uluşmak için bkz. Kaynakça: ABAD’in Web Sayfası: <a href="https://curia.europa.eu/jcms/upload/docs/application/pdf/2017-03/ra_2016_de.pdf">https://curia.europa.eu/jcms/upload/docs/application/pdf/2017-03/ra_2016_de.pdf</a> .</p>



<p>Bu kararların Türkçe analizleri Gümrükçü tarafından yapılmıştır. Bunlar için bkz. Gümrükçü. Gümrükçü, H., 2002: Türkiye ve Avrupa Birli-ği. İlişkinin Unutulan Yönleri, Dünü ve Bugünü, Hamburg/İstanbul, s. 215-411 arası.</p>



<p>Bu kararların ışığı altında bazı hukuk bilgisi düşük/eksik hakimler ve devletin bazı bilgisiz resmî kurumları şu konularda aşağıda sıralanan maddelerdeki kararları vermektedirler:</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Üzerinde tarihi olmayan bir <strong>Tahliye Taahhütnamesi</strong> varsa 14 sene sonraki tarih atılarak geçerlidir sonucuna hâkim nasıl varıyor. Bu arada kira sözleşmesi 14 kez kira artırma yoluyla değiştiğinden bu imzanın bağlayıcılığı ilk kira yükseltmesine kadar geçerlidir. Kaldı ki hilei şer yoluna başvurularak bir hak elde edilmişse o hak geçerli olmaz. Bu konuda ABAD/ADAT’ın verdiği Suat KOL kararı vardır. (Karar için bkz. KOL Davası ve ATAD’ın 5.6.1997 tarih ve C-285/95 sayılı kararı). Bu karara göre Bay Kol Almanya’da kalmak için bir Alman vatandaşıyla hileli evlilik yapmıştır. Bu evliliğe dayanarak oturma ve çalışma izni almıştır. Dört yıl sonra bu durum ortaya çıkınca Almanya’dan ATAD/ABAD’ın verdiği bir mahkeme kararıyla sınır dışı edilmiştir.</li></ol>



<ul class="wp-block-list"><li>Ev sahibi evini kiralarken bir aylık depozit almıştır. Kiracı 14 yıl sonra evden ayrılınca bu depozit ev sahibi tarafından son kira üzerinden hesaplanmıştır/hesaplanmaktadır. Mademki kiralar yükseltilmeliydi o zaman bu depozit miktarının da aynı oranda yükseltilmesi gerekmez miydi? Burada da birleşik faiz oranları baz alınması gerekmez miydi/gerekmez midir? Geriye doğru depozit meblağı yükseltilmediğine göre, ev sahibinin de böyle bir hakkı bulunmamaktadır. Ev sahibi her konuyu keser gibi kendi lehine yontarken, burada hukuk nerede durmalıdır? Durmuyorsa bir sorun yok mu? Hakimler karar vermeden önce bu sorulara cevap aramaları gerekmez mi?</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Ev sahibi dairede yapması gerekli masrafları kiracıya yüklemişse ve bu masraflar kiranın bir parçası kabul edilmişse, o zaman hesap yapılırken bu masraflar hesaptan düşürülmemişse, hâkim bu gerçeği nasıl görmemezlikten gelmektedir.</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Ev sahipleri kiralarını yükseltmek için kiracılarını çıkartıyorlar. Dünyanın her yerinde uzun süre evde oturan kiracıya daha fazla güven verilir. Türkiye’deki uygulama bunun tam tersidir. 10 yıllık kiracı olmanızla tüm haklarınızı kaybediyorsunuz. Hangi mantıkla böyle kira hukuku oluşmuştur. Sosyal devlet ilkesi burada nerededir? Mal sahibinin hiç sorumluluğu yok mudur? Bu uygulama enflasyonu tetikleyen faktörlerden biri olduğuna göre, devletin ilgili birimleri neden buna göz yumuyor ve hatta İcra Daireleri buna neden çanak tutuyorlar.</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Mahkeme bu konularda karar verirken avukatınızı bilgilendirmiyor. Dolayısıyla savunma hakkınız önlenmiş oluyor. Avukatı bilgilendirmeden bir mahkeme nasıl olurda karar verebilir? Böyle kararlar veren hâkimin/hakimlerin dosyasına/dosyalarına gerekli ikazlar neden yazılmıyor? Böyle ortaya çıkan bir kararla haciz işlemi nasıl yapılabiliyor? Hacizce gidilmeden neden ilgili kişi bilgilendirilmiyor ve makul bir süre tanınmıyor?</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Evi kiralama esnasında bir Tahliye taahhütnamesi imzalanmışsa ve kirayı banka hesabı üzerinden düzenli ödemiş olunması dahi mal sahibinin kirayı geriye doğru artırma hakkının olduğuna Yargıtay’ın hükmetmiş olması büyük bir fahiş hatadır. Bu kararın hemen düzeltilmesi gerekmektedir.</li></ul>



<p><strong>3&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mevcudu Koruma ile Geriye Doğru kiraya zam yapma ve Türkiye’de Yaşayan Birlik Yurttaşları ve de Birleşik Faizle Hesap Çıkartma Ne Anlama Geliyor?</strong></p>



<p>Avrupa Birliği üye ülkelerindeki yaşayan vatandaşlarımızın konumu mevcudu koruma ilkesiyle sağlamlaştırılmış ve garanti altına alınmıştır. Türkiye ülkesindeki hukuki bilgi seviyesi düşük hakimlerle bu ilkeyi ülkemizde yaşayan AB Üyesi Birlik Yurttaşlarına karşı göz ardı ettiğinde onlarda yıllarca yıl uğraş vererek sağladığımız bu hakları ortadan kaldıracaklardır. Öyle bir gelişmeye ışık tutmak istiyor muyuz sorusu cevaplandırılmalıdır. İleriki aylarda nur topu gibi büyük bir sorunla karşı karşıya kalmış oluruz. Şimdiden söylemesi bizden olsun!</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Yurtdışı Türklerine Dönük İcra Dairelerinin Konumu</strong></li></ul>



<p>Türkiye’deki bazı icra daireleri mahkeme kararı olmadan da icra yoluna gitmektedirler. Bu bilginin bağlı olduğunuz muhtara ulaşması yeterli görülmektedir. Örneğin geriye doğru kirayı yükselten bir ev sahibi sözde teknik bir raporla sizin 20.000TL borcunuz karşılığından tüm mal varlıklarınıza, arabanıza, banka hesaplarınıza icra koyabiliyor. İcra miktarıyla icra konulan mal varlıklarınız arasında bir oran bulunmamaktadır. Haberiniz olmadan milyonluk değerindeki mallarınız çok ucuza satılabilinmektedir. Haberinizin olması da gerekmiyor. Bu sadece bize has bir uygulama olmalıdır!</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>İcra Miktarını İcra Dairesi mi Belirliyor?</strong></li></ul>



<p>İcrayı devletin İcra Dairesi koyduğuna göre icranın miktarını ve bu miktar ödendiğinde kaldırılma görevi de onda olması gerekmektedir. Her makul insanın düşündüğü yol budur. Ancak örneğimiz buna hiç uymamaktadır. İcra dairesinin ilk koyduğu icra bedeli banka hesaplarında bilirkişinin ortaya attığı bedelin üç katı üstündedir. Yani Mal sahibinin avukatının da istediğinin çok üstündedir. Nasıl hesaplandığına dair bir bilgi verilmemektedir. Daha sonra bu meblağ maaşa konulan icra miktarında yarıya kadar düşürtülüyor. Ondan sonra da 10.000TL daha aşağıya çekiliyor. Arkasından 205Tl daha artırılıyor. Yetmiyor 5.600TL gibi bir daha artırılıyor. İcra Dairesi koyduğu icra miktarını/miktarlarını ve nedenlerini bilmiyor. Mal sahibinin avukatının istediği rakamlara göre icra bedelini azaltıyor veya artırıyor gibi bir işlem yapıyor. O zaman bu devlet dairesi kamu yararını göz ardı edebilecek bir avukatın emrinde çalışanı mıdır sorusunu sormak gerekiyor.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Borcunuzu Ödediğinizde İcra Kalkıyor mu?</strong></li></ul>



<p>Haberiniz olmadan arabanıza, gelirlerinize, her türlü banka hesaplarınıza örneğin 20.000TL bir icra kondu. Siz bu meblağı bankadan gidip ödediniz. İcra bu durumda kalkıyor mu? Hayır kalkmıyor. Elinizdeki ödediğiniz makbuzla icra dairesine gidiyorsunuz ve bu meblağı ödediğinizi gösteren banka meblağını masaya koyuyorsunuz? Bir fotokopisini alıp veriyorsunuz? Tüm bunlar yeterli midir? Hayır yeterli değildir. İcra dairesi sizden iki defa daha toplamda 205TL iki değişik hesaba yatırmanızı istiyor? Gidip ödüyorsunuz. İş bitmiş midir? Öyle zannediyorsunuz? İcra yine kalkmıyor. Karşı tarafın avukatına soruyorsunuz? İcra neden kalkmıyor. İcra dairesinin istediği tüm paraları ödedim diyorsunuz. Gelen cevap onların dışında da örneğin üç bin lira daha borç var diyor. Onu da ödüyorsunuz. Yine icra kalkmıyor. Bu sefer icranın kalkması için çalmadık kapı bırakmıyorsunuz? Yine icrayı kaldıramıyorsunuz? Bu dosyanın bir avukat tarafından takıp edilmesi gerekiyor. Yoksa bir yerlerde konulan icranın izi kalıyor. İcrayı koyan devlet dairesi ayni cengâverliği icrayı kaldırmada göstermiyor. Bu ne biçim bir hizmet anlayışıdır sorusuna ilgili daire/daireler kamuoyunu tatmin edecek bir cevap vermelidirler!</p>



<p>Yoksa kurumlarımıza olan güven her gün biraz daha azalmaktadır. Bu durumda ülkemizin menfaatlerine zarar vermek isteyenlere yaramaktadır. Her kurum kendi içindeki bu gibi çürük elmaları temizlemelidir ki, ülkemizin bu durumlardan ulusal çıkarları zarar görmesin.</p>



<p>Bu ümitle …</p>



<p>Prof. Dr. Harun GÜMRÜKÇÜ (<a href="mailto:harung2030@gmail.com">harung2030@gmail.com</a> ) Tel.: +905058314105</p>



<p><strong> </strong></p>
<p><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Fprof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler%2F&amp;linkname=Prof.%20Dr.%20Harun%20G%C3%BCmr%C3%BCk%C3%A7%C3%BC%E2%80%99den%20milyonlar%C4%B1%20ilgilendiren%20bir%20yaz%C4%B1%3A%20ALDATILAN%20T%C3%9CRKLER" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Fprof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler%2F&amp;linkname=Prof.%20Dr.%20Harun%20G%C3%BCmr%C3%BCk%C3%A7%C3%BC%E2%80%99den%20milyonlar%C4%B1%20ilgilendiren%20bir%20yaz%C4%B1%3A%20ALDATILAN%20T%C3%9CRKLER" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Fprof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler%2F&#038;title=Prof.%20Dr.%20Harun%20G%C3%BCmr%C3%BCk%C3%A7%C3%BC%E2%80%99den%20milyonlar%C4%B1%20ilgilendiren%20bir%20yaz%C4%B1%3A%20ALDATILAN%20T%C3%9CRKLER" data-a2a-url="https://gazetem.eu/prof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler/" data-a2a-title="Prof. Dr. Harun Gümrükçü’den milyonları ilgilendiren bir yazı: ALDATILAN TÜRKLER"></a></p><p><a href="https://gazetem.eu/prof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler/">Prof. Dr. Harun Gümrükçü&#8217;den milyonları ilgilendiren bir yazı: ALDATILAN TÜRKLER</a> yazısı ilk önce <a href="https://gazetem.eu">GAZETEM</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetem.eu/prof-dr-harun-gumrukcuden-milyonlari-ilgilendiren-bir-yazi-aldatilan-turkler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AB  ÜLKELERİNDEN KİTLESEL SINIR DIŞINA DUR!</title>
		<link>https://gazetem.eu/ab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur/</link>
					<comments>https://gazetem.eu/ab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gazetem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 09:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Harun Gümrükçü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[SINIR DIŞINA DUR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gazetem.eu/?p=10223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Bilim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Harun Gümrükçü, Avrupa Birliği ülkelerinden sınır dışı edilen Türk vatandaşlarını ilgilendiren çok önemli bir açıklama yazısı kaleme aldı.</p>
<p><a href="https://gazetem.eu/ab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur/">AB  ÜLKELERİNDEN KİTLESEL SINIR DIŞINA DUR!</a> yazısı ilk önce <a href="https://gazetem.eu">GAZETEM</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading"><strong>Antalya Bilim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Harun Gümrükçü, Avrupa Birliği ülkelerinden sınır dışı edilen Türk vatandaşlarını ilgilendiren çok önemli bir açıklama yazısı kaleme aldı. Bu konuda pek çok emsal mahkeme kararlarını da yıllarca takip ederek vatandaşlarımızı aydınlatan Prof. Gümrükçü&#8217;nün yazısı şöyledir:</strong></h3>



<p><strong>Bir AB üye ülkesinde çalışmakta olan Türk vatandaşlarının sınır dışı edilmelerinde ulusal yasalar uygulanamaz. Onların yerine Birlik Yurttaşlarına dönük uygulanan sınır dışı etme normları uygulanır. Bundan dolayı sınır dışı etmelerde Başkonsolosluklarımız bu normu dikkate almadıklarından her yıl yirmi binden daha fazla vatandaşımız bu hukuki normlar çiğnenerek ve başkonsolosluklarımızın destekleriyle sınır dışı edilmektedirler.&nbsp;</strong></p>



<p><strong>AB üye ülkelerinin en yüksek ve en son mahkemesi olan ve merkezi Lüksemburg’ta bulunan Avrupa Topluluğu/Birliği (A(E)AB Adalet Divanı’nın verdiği kararların bir kısmı aşağıda sıralanmaktadır. İlgili kurum ve kuruluşların bilgilerine sunulur. Diğer davaları AB üyeülkelerinde bulunan kurum ve kuruluşlar tamamlayabilirler.</strong></p>



<p><strong>TÜRK VATANDAŞLARININ SINIR DIŞI EDİLMELERİNİN SINIRLANMASI İLE İLGİLİ KARARLAR</strong></p>



<p><strong>1- NAZLI Davası ve ATAD’ın 10. 02. 2000 tarih ve C-340/97 sayılı Kararı:</strong></p>



<p>Bu dava ve karar ile, AT/AB vatandaşlarını sınır dışı etme kriteri ne ise Topluluk/Birlik içinde yaşayan Türk vatandaşları için de aynı kriterlerin uygulanmasının gerekliliği hükme bağlanmıştır. Buna göre, bir AB ülkesinde 4 yıl aralıksız çalışmış bir Türk işçisi ardından bir yıldan fazla tecilli bir ceza almış olsa bile söz konusu kişi buna rağmen çalışma hakkını kaybetmez. Hapiste geçen süre hiçbir şekilde çalışma hakkını ortadan kaldırmaz. Ceza infazı sonrası “kısa” bir zaman işsiz kalsa bile yeniden iş bulunca çalışabileceği aşikârdır. Bu nedenle oturum izninin uzatılması hukuken gereklidir (OKK 1/80, madde 6). Bu karar ile T. C. Vatandaşlarının 19. 11. 1980 tarihli OKK 1/80 sayılı kararı madde 14 hükmüne göre “kamu güvenliğini tehdit etmediği sürece, sırf diğer göçmen işçilere gözdağı vermek için sınır dışı edilemeyecekleri” Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) tarafından hükme bağlanmıştır.</p>



<p><strong>2- ÇETİNKAYA DAVASI VE ATAD’IN 11. 11. 2004 TARİH VE C- 467/02 SAYILI KARARI:&nbsp;</strong></p>



<p>Almanya yasal iş piyasasına dahil olan bir ailenin çocuğu olarak bu ülkede doğan ve ailesinin yanında reşit oluncaya kadar ikâmet eden, daha sonra işlediği çok sayıda suçtan ötürü hakkında sayısız kerelerceza kovuşturması açılan, yargılanan ve sayısız kereler mahkum olan davacının, 1/80 sayılı OKK’nin 7. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereği aile birleşimi kapsamında ülkeye gelmemesi ve çok sayıda suç işleyip mahkum olması ve ulusal güvenlik için tehdit oluşturması nedeniyle hakkında sınır dışı kararı verilmesinin akit taraflar arasındaki Ortaklık Hukukuna ve bu hukukun bir parçası olan 1/80 sayılı OKK’nin 7. maddesine aykırı olduğu ve bu nedenle OKK’den doğan hakların yukarıda sayılan gerekçelerle geri alınamayacağına, OKK’nin 7. maddesinin ilk fıkrasında yer alan hakların sadece bu ülkeye aile birleşimi kapsamı ile gelen diğer aile fertlerini kapsamadığına, tam tersine, bu ülkeye sonradan gelen aile fertleri ile birlikte bu ülkede doğan ve ailesiyle birlikte reşit oluncaya kadar ikâmet eden ve yasayan aile fertlerini de kapsadığını, OKK’nin kararlarından doğan hakların sınırlanmasını düzenleyen 14. madde hükmünün de yerel mahkemece etraflıca soruşturulmasının gerektiği, hali hazırda mevcut durumun açık ve ciddi bir tehlike oluşturup oluşturmadığının araştırılarak tespit edilmesinin gerekli olduğunu, kesin kararı takip eden süre zarfında mevcut durumugeçersiz kılacak davranış ve gerçekliklerin de ayrıca dikkate alınması gerekeceğine dair karar vermiştir.</p>



<p><strong>3-AYDINLI DAVASI VE ATAD’IN 07. 07. 2005 TARİH VE C- 373/03 SAYILI KARARI:</strong></p>



<p>Almanya’da doğan ve bir müddet burada yaşayan, daha sonra Türkiye’de büyük ailenin yanında kalanve daha sonra Aile Birleşimi kapsamında ülkeye gelen ve 1/80 sayılı OKK’nin 7. maddesi uyarınca öngörülen yasal (3 ve 5 yıllık) ikâmet sürelerini dolduran ve yine OKK’nin 6. maddesi koşullarına uygun olarak Alman iş piyasasına dâhil olarak süresiz oturum ve yerleşim izni alan aile bireylerinin bu haklarının iç hukuk normları ile kısıtlanamayacağı, haklarında cezai takibat yapılmış ve ceza almış olsalar bile ülkeden sınır dışı edilemeyecekleri, aksine durumun 1/80 sayılı OKK’nin 6. ve 7. maddelerine aykırı olacağı, OKK’nin Ortaklık Hukuku kapsamında olduğu ve tüm üye ülkelerde geçerli ve doğrudan etkili olduğu, yerel mahkemenin bunu gözeterek mevcut hukuki sorunu çözmesi gerekeceğine dair.</p>



<p><strong>4- DÖRR/ ÜNAL DAVALARI VE ATAD’IN 02. 06. 2005 TARİH VE C- 136/03 SAYILI KARARI:</strong></p>



<p>Yasal ikâmetgâhı Avusturya’da olan ve bu ülkede yasayan davacı Ünal, diğer davacı olan Alman vatandaşı Dörr ile işlemiş oldukları suç nedeniyle yargılanmış ve ceza almış olmaları nedeniyle haklarında Avusturya yetkili mercilerince verilen sınır dışı kararı, 25. 02. 1964 tarih ve 64/221/EEC sayılı konsey yönergesi olan Yabancı Ülke Vatandaşlarının Avrupa Topluluğu/Avrupa Birliği İçinde İkameti ve Serbest Dolaşımı İle İlgili Özel Hususları Düzenleyen Yönerge’ye aykırı olduğu zira sınır dışı kararının infazı sırasında, mahkeme kararı eğer temyiz edilmiş ise ve dosya üst derece mahkemesine –Yargıtay- intikal etmiş ve halen temyiz incelemesinde ise yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı kararının infazının ilgili yönerge hükümleri gereği incelenerek ertelenmesinin gerekeceği ve bu inceleme sırasında salt iç hukukun dikkate alınamayacağı, ilgili yönerge gereği, bir yetkili kurum veya makamın bu kapsamda oluşturularak değerlendirme yapması gerektiği, bu yönergede yer alan teminat ve hukuki garantilerin, akit taraflar arasındaki Ortaklık Hukuku ve onun ayrılmaz parçalarından biri olan OKK’nin (1/80 sayılı OKK’nin) 6. ve 7. maddeleri- ile hukuki haklar kazanan vatandaşlar için de geçerli ve etkili olduğuna dair verilmiş karardır.</p>



<p><strong>5-DOĞAN DAVASI VE ATAD’IN 07. 07. 2005 TARİH VE C- 383/03 SAYILI KARARI:</strong></p>



<p>Avusturya yasal iş piyasasına dâhil olarak uzun seneler çalışan davacının, işlemiş olduğu ağır suç nedeniyle özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûm edilen ve bu cezasını çektikten sonra tekrar yasal iş piyasasına dâhil olmak isteyen ancak uzun süre issiz kalan ve daha sonra hakkında Avusturya idari makamlarınca işlem yapılarak sınır dışı kararı verilmesi akit taraflar arasındaki Ortaklık Hukuku kapsamında olan 1/80 sayılı OKK’nin 6. maddesinin ilk fıkrasının 1. ve 2. bentleri hükümlerine karşı aykırılık oluşturacağı, zira Ortaklık Hukukundan doğan düzenleme ve hakların üye ülkelerde geçerli ve hukuki etkiye sahip olduğu, ceza mahkûmiyeti ve akabinde davacının işsiz kalmasının oturum ve çalışma haklarını kaybettirmeyeceği, OKK ile kazanılan hakların 1/80 sayılı OKK’nin 14. maddesinde belirtilen <strong>“kamu güvenliği, kamu düzeni ve kamu sağlığı”</strong> kapsamında sınırlanıp sınırlanmayacağının ayrıca mahkeme tarafından belirleneceği ve bu kapsamda mahkeme kararıyla <strong>“ciddi ve mevcut tehlike”</strong> koşullarının sabitlenmiş olması halinde ancak 14. madde kapsamında bir sınırlamanın söz konusu olabileceğine dair. </p>



<p><strong>6-DERİN DAVASI VE ATAD’IN 18. 07. 2007 TARİH VE C-325/05 SAYILI KARARI:</strong></p>



<p>Dava aile birleşimi kapsamında ülkeye gelen ve 1/80 sayılı OKK’nin 7. maddesi uyarınca 3 ve 5 yıllık ikâmet sürelerini dolduran aile bireylerinin süresiz oturum ve çalışma hakkına sahip olacakları ve taraflar arasındaki bu Ortaklık Hukuku hükmüne aykırı olarak iç hukuk normları ile sınır dışı kararı verilemeyeceği ile ilgilidir.</p>



<p><strong>7-POLAT DAVASI VE ATAD’IN 04. 10. 2007 TARİH VE C- 349/06 SAYILI KARARI:</strong></p>



<p>Aile birleşimi kapsamında ülkeye gelen ve 1/80 sayılı OKK’nin 7. maddesi uyarınca öngörülen yasal (3 ve 5 yıllık) ikâmet sürelerini dolduran ve süresiz oturum ve yerleşim izni alan aile bireylerinin bu haklarının iç hukuk normları ile kısıtlanamayacağı, haklarında çok sayıda suçtan dolayı takibat yapılmış olması veya caza almış olmaları tek başına sınır dışı kararı vermeye yeterli olamayacağı, ancak 1/80 sayılı OKK’nin 7. maddesindeki hakların yine 1/80 sayılı OKK’nin 14. maddesinde yer alan koşulların oluşması ile sınırlanabileceği ve bunun içinde yerel mahkemenin ayrıca bir araştırma yapması gerektiği, bunu yaparken de Topluluk beklentileri, ilke ve politikalarını dikkate alması gerekeceğine dair. </p>
<p><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Fab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur%2F&amp;linkname=AB%20%20%C3%9CLKELER%C4%B0NDEN%20K%C4%B0TLESEL%20SINIR%20DI%C5%9EINA%20DUR%21" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Fab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur%2F&amp;linkname=AB%20%20%C3%9CLKELER%C4%B0NDEN%20K%C4%B0TLESEL%20SINIR%20DI%C5%9EINA%20DUR%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Fab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur%2F&#038;title=AB%20%20%C3%9CLKELER%C4%B0NDEN%20K%C4%B0TLESEL%20SINIR%20DI%C5%9EINA%20DUR%21" data-a2a-url="https://gazetem.eu/ab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur/" data-a2a-title="AB  ÜLKELERİNDEN KİTLESEL SINIR DIŞINA DUR!"></a></p><p><a href="https://gazetem.eu/ab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur/">AB  ÜLKELERİNDEN KİTLESEL SINIR DIŞINA DUR!</a> yazısı ilk önce <a href="https://gazetem.eu">GAZETEM</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetem.eu/ab-ulkelerinden-kitlesel-sinir-disina-dur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Federal Anayasa Mahkemesi’nin Sınırları altüst eden Kararı:</title>
		<link>https://gazetem.eu/federal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari/</link>
					<comments>https://gazetem.eu/federal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gazetem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 14:53:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Harun Gümrükçü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gazetem.eu/?p=7396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Bilim Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Harun Gümrükçü&#8217;nün, Berlin&#8217;de Federal Meclis Milletvekili Danışmanı ve Hukukçu Muammer Kazancı ile Doktora Öğrencisi, Araştırmacı Zeynep Soylu&#8217;nun</p>
<p><a href="https://gazetem.eu/federal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari/">Federal Anayasa Mahkemesi’nin Sınırları altüst eden Kararı:</a> yazısı ilk önce <a href="https://gazetem.eu">GAZETEM</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Antalya Bilim Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Harun Gümrükçü&#8217;nün, Berlin&#8217;de Federal Meclis Milletvekili Danışmanı ve Hukukçu Muammer Kazancı ile Doktora Öğrencisi, Araştırmacı Zeynep Soylu&#8217;nun katkılarıyla kaleme aldığı yazısında, Almanya Anayasa Mahkemesinin geçen hafta Avrupa Birliği Adalet Divanı&#8217;na karşı aldığı kararları ele aldı.&nbsp;</h2>



<h4 class="wp-block-heading">İşte &#8220;Avrupa Hakimleri Bankaları Akladılar&#8221; başlıklı o yazı:</h4>



<h4 class="wp-block-heading">Avrupa Hakimleri Bankaları Akladılar!&nbsp;<br>Avrupa Birliği Adalet Divanı Yetkisini Aştı mı?                                                                  Ulusüstü Prensibinin Yeni Sınırları ve Bu Değişimlerin Türkiye’ye Yansımaları!</h4>



<p><strong>Sorunun Ortaya Konuşu ve Dava Konusu</strong><br>Avrupa &nbsp;&nbsp;Birliği &nbsp;Hukuku’nun &nbsp;&nbsp;önceliği &nbsp;&nbsp;hakkında &nbsp;yürütülen &nbsp;&nbsp;diskurlar &nbsp;&nbsp;(eski &nbsp;&nbsp;adıyla: &nbsp;&nbsp;Topluluk &nbsp;&nbsp;Hukuku) Avrupa (Ekonomik) Topluluğu/Birliği’nin (AET/AB) kuruluş yıllarına kadar geri gitmektedir. 1960’lıyıllarının &nbsp;&nbsp;başında &nbsp;&nbsp;arkasına &nbsp;&nbsp;aldığı &nbsp;&nbsp;siyası &nbsp;&nbsp;destekle &nbsp;&nbsp;de &nbsp;&nbsp;Avrupa &nbsp;&nbsp;Topluluğu/Birliği &nbsp;&nbsp;Adalet &nbsp;&nbsp;Divanı (ATAD/ABAD) uyum sürecinin başlangıçtan itibaren A(E)T/AB’nin hukuk düzeninin kendine özgü ve otonom &nbsp;&nbsp;konumunu &nbsp;&nbsp;kabul &nbsp;&nbsp;ettirdi. &nbsp;&nbsp;Buna &nbsp;&nbsp;göre &nbsp;&nbsp;A(E)T/AB &nbsp;&nbsp;organlarına &nbsp;&nbsp;ulus &nbsp;&nbsp;devletlerin &nbsp;&nbsp;devrettikleri<br>yetkilerin &nbsp;&nbsp;öngördüğü &nbsp;&nbsp;çerçevede &nbsp;&nbsp;kalınarak, &nbsp;&nbsp;geliştirdikleri &nbsp;&nbsp;yasal &nbsp;&nbsp;hükümler &nbsp;&nbsp;uygulama &nbsp;&nbsp;önceliği pozisyonuna sahiptirler. Normlar hiyerarşisine göre ulusal hukuk sistemi antlaşma metinlerine ve<br>onları &nbsp;&nbsp;yorumlayan &nbsp;&nbsp;ATAD/ABAD &nbsp;&nbsp;kararlarına &nbsp;&nbsp;ters &nbsp;&nbsp;düşemezler &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;onlardan &nbsp;&nbsp;sonra &nbsp;&nbsp;gelirler. &nbsp;&nbsp;Avrupa Hukuku’yla &nbsp;&nbsp;çatışmaları &nbsp;&nbsp;(Kollision) &nbsp;&nbsp;durumunda &nbsp;&nbsp;uygulama &nbsp;&nbsp;fonksiyonlarını &nbsp;&nbsp;kaybederler. &nbsp;&nbsp;Günümüze<br>kadar çeşitli alanlarda 20.000’den daha fazla karar almış olan ATAD/ABAD kendi kararlarının öncelikli uygulanması prensibini 1962 yılından itibaren temsil etti ve zamanla daha da geliştirdi.</p>



<p>Buna karşın<br>Federal Anayasa Mahkemesi (BVerfG) 1970’lı yıllarının başından itibaren bu bakışa cılız bir sesle karşı çıkmaya başladı. Literatürde bulduğu destekle içeriği gittikçe daha da somutlaşan yeni mahkeme kararları yoluyla<br>daha farklı bir şekilde reaksiyonunu sergilemeye başladı.<br>BVerfG kritiğini başlangıçta Temel haklar biçimindeki çekinceleri kontrol etmek, yetkinlik ve kimlik kontrolü gibi ilgili içtihatlarla sınırladı.<br>5 Mayıs 2020 tarihine kadar bu iki mahkeme arasında görünürde yapıcı bir ilişki sürdürüldü.&nbsp;<br>Bu çerçevede Avrupa Birliği yasasının kendine özgü bir statüye sahip olduğu ve daha ileri bir gelişmeyi temsil ettiği tezinden hareket edildi. Aradan geçen 60 yıl gibi uzun bir süreye rağmen bu öncelikli olma ilkesi kesin olarak açıklığa kavuşturulmamıştı. Unutmamak gerekir ki merkezi aktörler arasında bu buz dağının altında kalan sürtüşme devam etmekteydi. Federal Anayasa mahkemesi vermiş olduğu 5 Mayıs 2020 kararıyla pandoranın kapağını bilinçli ve zamanlaması oldukça manidar olan Korona Vakasının devam ettiği ve tamda zengin kuzey AB ülkelerinden krizle daha fazla boğuşmakta olan Güney AB ülkelerine yardıma hazırlandığı bir devrede açıldı.</p>



<p>Verdikleri kararların öncelikli uygulanması sorunu iki mahkemeyi karşı karşıya getirdi. Bir kümeste iki horoz olamayacağına göre, hangisinin öncülüğü veya askeri bir terminolojiyle kimin rütbesinin daha yüksek olduğu krizi, Krona vakasının sürmekte olduğu bugünlerde patlak verdi. 60 yıldır görülen uygulamada bir fikir birliği bulunuyordu ve buna göre Birlik Hukuku’yla çelişen yasalar uygulamadan kaldırılıyorlardı. Onlarla çatışan yasalar ise, bu nedenle kullanılmaz durumuna düşüyorlardı.<br>60 yıl boyunca yürürlükte olan bu genel geçer uygulamaya Federal Anayasa Mahkemesi Avrupa Hukuk tarihinde ilk kez olaraktan, Avrupa Hukuku’nu yorumlama yetkisini elinde bulunduran ABAT’a karşı, cesaretle karşı çıktı. Onun Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) Genişletilmiş Varlık Satın Alma<br>Programı (EAPP) çerçevesinde bir ülkenin çıkartmış olduğu devlet Tavillerini bankalar aracılığıyla, yani dolaylı &nbsp;&nbsp;yoldan &nbsp;&nbsp;satın &nbsp;&nbsp;almasını &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;böylece &nbsp;&nbsp;o &nbsp;&nbsp;ülkenin &nbsp;&nbsp;dolaylı &nbsp;&nbsp;desteklenmesini &nbsp;&nbsp;Avrupa &nbsp;&nbsp;Hukuku &nbsp;&nbsp;ile<br>bağdaştığı konusunda verdiği kararın Almanya’da uygulanmasının sonlandırılmasının önünü açtı. Bu çıkışıyla Avrupa Birliği üye ülkelerinin en yüksek ve en son mahkemesi olan ABAT’ın PSPP, varlık sisteminin satın alınması için avro sisteminin bir çerçeve programı olan Genişletilmiş Varlık Satın Alma Programının (EAPP) bir parçası olmasının önünü kapadı. Bu mekanizmanın başlangıçta hedefi farklıydı ve sadece EAPP para arzını genişletmeli ve bu yöntemle tüketim ve yatırımı teşvik ederekten avro<br>bölgesindeki enflasyon oranını%2&#8217;nin biraz altına çıkarmayı desteklemekti. 4 Mart 2015 tarihinden itibaren &nbsp;&nbsp;yürürlükte &nbsp;&nbsp;olan &nbsp;&nbsp;bu &nbsp;&nbsp;kararla &nbsp;&nbsp;avro &nbsp;&nbsp;bölgesi &nbsp;&nbsp;üye &nbsp;&nbsp;devletinin &nbsp;&nbsp;merkezi &nbsp;&nbsp;hükümeti, &nbsp;<strong>&nbsp;&#8220;tanınmış organlar&#8221;</strong>, uluslararası kuruluşlar ve avro bölgesinde bulunan çok taraflı kalkınma bankaları tarafından Avrupa Topluluğu/Birliği Adalet Divanı’nın bu konuda verdiği temel kararlar için bkz. EuGHE, 15. 7. 1964 – Rs. 6/64, Costa/E.N.E.L.,<br>ECLI:EU:C:1964:66, Slg. 1964, 1251 (1269 f.). BVerfG, 15. 12. 2015 – 2 BvR 2735/14, ECLI:DE: BVerfG:2015:rs2015, 1215.2bvr273514, NJW 2016, 1149.<br>BVerfG, 14. 1. 2014 – 2 BvR 2728/13, 2 BvR 2729/13, 2 BvR 2730/13,<br>2 BvR 2731/13, 2 BvE 13/13, ECLI:DE: BVerfG:2014:rs201401, 14.2bvr272813, BVerfGE 134, 366, EWS 2014, 270 – OMT; EuGH,16. 6. 2015 –<br>Rs. C-62/14, Gauweiler u. a., ECLI:EU:C:2015:400, EWS, 2015, 159.<br>Diğer AB üye ülkelerinde de bu konuda farklı görüşler ileri sürüldü. Bkz. Oppermann/Classen/Nettesheim, Europarecht, 7. Baskı. 2016, § 10, Kenar Nr. 28 ff.; Krş. Federal Anayasa mahkemesinin kararlarındaki metinler: BVerfG 2 BvR 2735/14, NJW, 2016, 1149, Kenar Nr. 47. AMB/ECB kararlarında belirtilen genel koşullara tabi olarak ihraç edilen devlet tahvili ve benzeri<br>pazarlanabilir borç senetlerini satın almak için kullanılacağı belirtilmiştir. Bu yolla Avrupa Merkez Bankası toplam değeri 2.557.800 milyon avro olan menkul kıymetler satın almıştır.<br>Anayasal şikayetlerinde, şikayetçiler bu mekanizmanın parasal hükümet finansmanını yasakladığını<br>(Madde 123 TFEU) ve sınırlı bireysel yetki ilkesini aşaraktan (Madde 5 (1) TEU&#8217;nun Madde 119, 127 ff. TFEU’le birlikte) ihlal ettiğini iddia etmekteydiler. Bu uygulamanın Avrupa Hukuku ile bağdaşıp<br>bağdaşmadığını açıklığa çıkartmak için Federal Anayasa Mahkemesi 18 Temmuz 2017 tarihli kararıyla bir ön karar alması için ABAT’a çeşitli sorular yöneltmiştir; bunlar özellikle para finansmanın yasağı,<br>AMB’nın para politikası için zorunlu görevi ve Üye Devletlerin yeterliliği ve bütçe egemenliği üzerinde olası bir tecavüz ile ilgili sorulardı. ABAD’ın 11 Aralık 2018 tarihli verdiği kararla AMB’sının ilgili birimlerinin &nbsp;&nbsp;görev &nbsp;&nbsp;sürelerinin &nbsp;&nbsp;ötesine &nbsp;&nbsp;geçmediğine &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;parasal &nbsp;&nbsp;bütçe &nbsp;&nbsp;finansman &nbsp;&nbsp;yasağını &nbsp;&nbsp;ihlal etmediklerine &nbsp;&nbsp;karar &nbsp;&nbsp;vermişti. &nbsp;&nbsp;</p>



<p>Federal &nbsp;&nbsp;Anayasa &nbsp;&nbsp;Mahkemesi, &nbsp;&nbsp;Alman &nbsp;&nbsp;Devleti’nden &nbsp;&nbsp;bu &nbsp;&nbsp;kararın uygulanmamasını &nbsp;&nbsp;istemekte &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;<strong>“paranın &nbsp;&nbsp;nereye &nbsp;&nbsp;kullanıldığına &nbsp;&nbsp;dair &nbsp;&nbsp;tatmin &nbsp;&nbsp;edici &nbsp;&nbsp;bir &nbsp;&nbsp;gerekçe bulamadığı durumda”</strong> programdan ayrılmasının hukuki alt yapısını oluşturmuştur. Buna göre, kararın ilk sonuçlarını üç ay sonra beklemek gerekirse de Federal Maliye Bakanı Olaf Scholz dün yaptığı açıklamasıyla &nbsp;&nbsp;karara &nbsp;&nbsp;hemen &nbsp;&nbsp;uyacakları &nbsp;&nbsp;sinyalini &nbsp;&nbsp;vermiş &nbsp;&nbsp;oldu &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;böylece &nbsp;&nbsp;de &nbsp;&nbsp;ABAD’ın &nbsp;&nbsp;arkasında durmayacakları ortaya çıktı. Ona göre, Güney’de bulunan AB üye ülkelerini mali yönden desteklemek için yeni stratejiler gerekliydi. Böylece, verdiği kararla tarih yazan Federal Anayasa mahkemesi, Avrupa Birliği’nin motoru olduğu sürekli tekrarlanan ABAT’a da ciddi bir darbe indirdi ve onun etkili bir aktör olma pozisyonunu sarstı. Avrupa’da hukuki güvence(siz)lik sorusu tekrar gündeme gelmeye başlayacaktır.</p>



<p>ABAD’tan sanki tarih bir öç alıyordu. Benim öncülüğümde yürütülen Vizesiz Avrupa konusunda açılan davalar &nbsp;konusunda &nbsp;onun &nbsp;verdiği &nbsp;birbiri &nbsp;&nbsp;arkası &nbsp;&nbsp;altı &nbsp;değişik &nbsp;&nbsp;kararla &nbsp;&nbsp;<strong>“Mevcudu koruma ve vizeyi kaldırmada”</strong> hukukun gereğini yerine getirmişti. Son verdiği ve benim de hazır bulunduğum <strong>Leyla DEMİRKAN</strong> &nbsp;&nbsp;Davası &nbsp;&nbsp;kararında &nbsp;&nbsp;diğer &nbsp;&nbsp;kararlarını &nbsp;&nbsp;inkâr &nbsp;&nbsp;etmişti &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;Avrupa’da &nbsp;&nbsp;başlayan &nbsp;&nbsp;Hukuki Güvencesizlik &nbsp;&nbsp;sürecine &nbsp;&nbsp;çanak &nbsp;&nbsp;tutmuştu. &nbsp;&nbsp;Başta &nbsp;&nbsp;Almanya &nbsp;&nbsp;olmak &nbsp;&nbsp;üzere &nbsp;&nbsp;o &nbsp;&nbsp;zamanlar &nbsp;&nbsp;üye &nbsp;&nbsp;ülkelerin baskısına boyun eğmek zorunda kalmıştı. Belki o zaman başına gelecekleri bildiğinden kendi kendini inkâr &nbsp;edecek &nbsp;o &nbsp;kararı &nbsp;&nbsp;imzalarken, &nbsp;bugünleri &nbsp;&nbsp;acaba &nbsp;öngörebilmiş &nbsp;&nbsp;miydi? &nbsp;Horozluk &nbsp;&nbsp;oynamak &nbsp;zor<br>görünce boyun eğmek olmadığını gerekirse vuruşarak geri çekilmek olduğunu geçte olsa acaba anlayabilmiş midir? ABAD bunu, 60 yıllık tecrübesine rağmen başaramadı. Diğer aktörlere ders olsun.</p>



<p><br><strong>Kararın Geniş Perspektifli Süreci ve Dersler Çıkartılacak Arka Planı</strong></p>



<p><br>Uluslararası Organizasyonlar Uluslararası birliklerin sayısının artmasına paralel olarak çeşitleri de artmaktadır. Öyle ki, bunlar son<br>bir buçuk asır içinde örneğin 1875&#8217;te kurulan Uluslararası Ölçü ve Ağırlıklar Bürosu ve 1878&#8217;de kurulan Dünya Posta Birliği&#8217;nden, uluslararası klasik kuruluşlara ve oradan da ulusüstü bir kuruluş olan A(E)/AB’ye &nbsp;&nbsp;kadar &nbsp;&nbsp;çeşitlilik &nbsp;&nbsp;göstermektedirler. &nbsp;&nbsp;Uluslararası &nbsp;&nbsp;işbirliklerinin &nbsp;&nbsp;tanımı &nbsp;&nbsp;farklılıklar gösterdiğinden &nbsp;&nbsp;günümüzde &nbsp;&nbsp;onların &nbsp;&nbsp;kesin &nbsp;&nbsp;bir &nbsp;&nbsp;sayısını &nbsp;&nbsp;vermekte &nbsp;&nbsp;mümkün &nbsp;&nbsp;olmamakla &nbsp;&nbsp;beraber sayılarının 4.000’in üstüne ulaştıkları tahmin edilmektedir.Uluslararası işbirliğinin yeni biçimlerinin geliştirilmesindeki inovatif çıkış noktalarından en önemlisi ise, ulusüstü bir kuruluş oluşturulmasında yatmaktadır. Burada söz konusu olan, katılan devletlerin ulusal egemenlik haklarının bir bölümünü bu kuruluşa devretmeleridir. Bu çerçevede de Avrupa Toplulukları/Birliği Hukuku kendine has özellikleri olan bir hukuk düzeni olaraktan ortaya çıkmıştır.<br>Çalışmanın genel çerçevesini ortaya koyabilmek için bu hukuk düzeninin kendine has özelliklerinin üzerinde durmak yerinde olacaktır. Ondan sonra bu kuruluşun motoru olan Avrupa (Ekonomik) Topluluğu/Birliği &nbsp;Adalet &nbsp;Divanı’nın &nbsp;(ATAD/ABAD) &nbsp;yapısı &nbsp;ve işleyişi &nbsp;&nbsp;analiz &nbsp;edilecektir. &nbsp;Çalışmanın<br>temelini oluşturan ve bu mahkeme nezdinde açılan dava türlerinden biri olan ‘Ön Görüş Alma Davası’nın önemi ve işleyişi üzerinde ayrıca durulacaktır. Bu arka planda yapılan analizler ışığında Almanya’nın &nbsp;&nbsp;İzin &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;Tatil &nbsp;&nbsp;Yasası’nın &nbsp;Avrupa &nbsp;&nbsp;Hukuku &nbsp;kriterleri &nbsp;çerçevesinde &nbsp;&nbsp;uğradığı &nbsp;&nbsp;değişim &nbsp;&nbsp;ve dönüşüm süreci bu konuda verilmiş olan dört ABAD kararının ışığında analiz edilecektir. Ayrıca, bu değişimin A(E)T/AB’ye tam üye olmak için 1987 yılında adaylık başvurusunda bulunan Türkiye’ye yansımalarını irdelemek hedeflenmektedir.&nbsp;<br>Kendine Özgü Strüktürüyle A(E)T/AB Hukuku Alman Anayasa Mahkemesi günümüzden hemen hemen 50 yıl önce (Bundesverfassungsgericht 1971:<br>2122) verdiği tarihi bir kararla bu ülkenin anayasasının 24. Maddesi’ne göre egemenliğini kısmen ulusüstü bir kuruma devredilmesine izin verdiğini teyit ediyordu. Bu egemenlik devrinin hukuken geçerli olduğundan Alman mahkemelerinin de ulusüstü hukuku öncelikli olaraktan uygulamak ve ATAD/ABAD &nbsp;&nbsp;kararlarını &nbsp;&nbsp;bağlayıcı &nbsp;&nbsp;kabul &nbsp;&nbsp;etmek &nbsp;&nbsp;zorunda &nbsp;&nbsp;olduğu &nbsp;&nbsp;yorumunu &nbsp;&nbsp;getiriliyordu. &nbsp;&nbsp;(Türkiye ekonomik alanlarda egemenlik hakkını Brüksel’e devretti. Bunun hukuki bir alt yapısı yok. Acaba,<br>Anayasa mahkememiz bu konuya nasıl bakar?) Bu yorum günümüzde de sorunsuz olarak genel ve geçer &nbsp;bir &nbsp;&nbsp;kabul &nbsp;&nbsp;görmekteydi. &nbsp;&nbsp;Alt &nbsp;&nbsp;mahkemeler &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;ATAD/ABAD &nbsp;&nbsp;arasındaki &nbsp;&nbsp;bu &nbsp;&nbsp;karşılıklı &nbsp;&nbsp;etkileşim günümüzde de devam etmekteydi. Bu durum vatandaşların beklentilerini her geçen gün daha da yükseltti ve sonuç olarak 234. maddeye (AT) dayanan dava muamelelerinde yıllar boyu çarpıcı bir yükseliş gözlendi. Gelişen güçlü Avrupa hukuk sistemi, üzerinde AT Komisyonunun 226. maddeyle ilgili davalardan faydalanarak kendi kontrol politikalarını genişletebildiği bir kuruluş temeli hale geldi. Bugün diyebiliriz ki ATAD/ABAD otoritesi sorgulanmamaktadır. Ancak, bu otorite artık sorgulanmaya başlanılacaktır.</p>



<p>Bu genel çerçeve dikkate alındığında Birlik Hukuku yeni ve benzersiz bir ulusüstü yönetim şeklini anayasalar düzenine benzer bir konuma getirmiştir. Çünkü A(E)T/AB Hukuku, ATAD/ABAD tarafından tasarımı süresince üstün kaliteye sahip olmuş ve hiçbir koşulda herhangi bir üye devlet tarafından değiştirilemeyen bir hukuk düzenidir. Değiştirilmesi sadece A(E)T/AB kurumları tarafından ya da üye devletlerin toplu halde hareket etmeleri halinde mümkündür. Ulusüstü olmasından dolayı<br>hukuki normları (Tüzük ve Direktifleri) üye ülkelerde doğrudan geçerlidirler. Ayrıca, Avrupa Hukuku uluslararası teşkilatların hukuk sistemlerini de içerir. Buna göre Avrupa Konseyi kararları -AB Konseyi<br>ile karıştırmamak gerekir- uluslararası hukuka göre düzenlenmiştir. Aynı şekilde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK), Batı Avrupa Birliği (BAB) Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA), Avrupa Ekonomik &nbsp;&nbsp;Alanı &nbsp;&nbsp;(EWR), &nbsp;&nbsp;Avrupa &nbsp;&nbsp;İnsan &nbsp;&nbsp;Hakları &nbsp;&nbsp;Mahkemesi &nbsp;&nbsp;(EGMR) &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;başka &nbsp;&nbsp;teşkilatların &nbsp;&nbsp;hukuk sistemleri &nbsp;uluslararası hukuki &nbsp;normlarına göre düzenlenmiştir. &nbsp;Bu kurumların yarattıkları hukuki normlar uluslararası sisteme göre olup, geçerli olabilmeleri için ulusal hukuka aktarılmaları gereklidir.<br>Bir başka deyimle bu kurumların öngördükleri hukuki müeyyideler –Topluluk Hukuku’nun aksine doğrudan etkili olamazlar.</p>



<p>Topluluk/Birlik Hukuku kendine mahsus bir yapısı olup gücünü üye ülkelerin imzaladıkları temel antlaşmalardan (birincil hukuk/primer hukuk) ve onların çizdiği çerçeveye sadık kalınarak yayınlanan<br>Tüzük ve direktiflerden (ikincil hukuk/sekunder hukuk) almaktadır. Bu hukuk düzeninin normları ulusal &nbsp;hukuka göre öncelikli &nbsp;geçerlidir. &nbsp;Bu hukuk düzeninin yürürlüğe girişini &nbsp;ve uygulamasının kontrolüne ve gelişimine birbirinden farklı ve değişik fonksiyonları olan kurumlar katılmaktadırlar.<br>Bununla beraber Topluluk Hukuku’nun uygulamasının denetimi görevi Avrupa Birliği Komisyonu’na ve yorumu ise sadece ATAD/ABAD’a aittir.<br>Topluluk/Birlik Hukuku’nun Korunması<br>Topluluk/Birlik Hukuku merkezi Lüksemburg’da bulunan Avrupa Toplulukları/Birliği Adalet Divanı (ATAD/ABAD) &nbsp;ve &nbsp;İlk &nbsp;&nbsp;Derece &nbsp;Mahkemesi &nbsp;tarafından &nbsp;&nbsp;yorumlanmaktadır. &nbsp;&nbsp;Topluluk &nbsp;&nbsp;Müktesebatının uygulanmasında çıkan ihtilafların çözümünde ABAD kendisine başvurulması gerekli en yüksek ve AB üye ülkelerinin en son başvurabilecekleri yargı merciidir. Şimdi pandoranın ağzı &nbsp;açıldığına göre<br>gelecek günlerde yaşanacak gelişmeler dikkatlice izlenmelidir.<br>Supranationalität/Transnationalität (Supranasyonal/Transnasyonal)<br>A(E)T/AB yapısını anlatımda temel terim olarak genelde supranasyonal kavramı kullanılmaktadır. Bu terim yoluyla bu hukuk sisteminin kendine özgü özellikleri ifade edilmektedir. Bunlar, ulusüstü olma, özerklik &nbsp;&nbsp;ilkesi, &nbsp;&nbsp;hukuki &nbsp;&nbsp;müeyyidelerinin &nbsp;&nbsp;doğrudan &nbsp;&nbsp;uygulanabilirliği &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;doğrudan &nbsp;&nbsp;etkinliği &nbsp;&nbsp;olarak sıralanmaktadır. AB, bu özellikleri &nbsp;yoluyla diğer klasik uluslararası kurumlardan ve uluslararası organizasyonlardan ayırt edilmektedir. Bununla beraber supranasyonal kavramına devletler hukuku<br>açısından bakıldığında onun kapsadığı tüm alanlara etki yap(a)madığı, bir başka deyimle ulus devletin aksine, her yerde <strong>‘hazır ve nazır’</strong> olmadığı görülmektedir. Bununla beraber unutmamak gerekir ki, supranasyonal düzen, ulus devletlerin belli alanlarda egemenlik haklarını devretmekle oluştuğundan, bu alanın genişlemesiyle ulus devletin etkinliği azalmaktadır. AB’nin bu etkinlik alanının giderek artmasını &nbsp;&nbsp;sınırlamak &nbsp;&nbsp;için &nbsp;&nbsp;ulus &nbsp;&nbsp;devletler &nbsp;&nbsp;1992 &nbsp;&nbsp;tarihli &nbsp;&nbsp;Maastricht &nbsp;&nbsp;Antlaşması’nda &nbsp;&nbsp;subsidiarity (yerindelik)/yetki ikamesi prensibini uygulamaya başlamışlardır.&nbsp;</p>



<p>Sonuç olarak, Birlik ne bir üniter ve ne de federal yapılı bir devlettir. Birlik, özünde kendine özgü bir strüktürü oluşturulan kurumdur. Bu kurum için zaman zaman federatif veya konfederatif bir yapılaşmadan söz edildiğinde kastedilen işte yukarda sıralanan kendine özgü özerklik yapısıdır. Böyle bakıldığında Avrupa Birliği uluslararası ve ulusüstü yapısıyla alanında tek örnek oluşturmaktadır. Onun içinde doğru anlaşılması ve analiz<br>edilebilmesi için kendi bağlamı içinde kalınarak öyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle bu kurum bir taraftan kendi içinde ulusal ve ulusüstü hukuki sistemleri barındırırken, diğer taraftan yukarıda vurgulanan uluslararası ve ulusüstü yapısı nedenleriyle birbirleriyle çatışmadan (Kollision) yürümeleri ve kurumun bu özellikleri içinde barındırma mecburiyeti dolayısıyla yapısını anlamak için<br>özel bir gayret göstermek gerekmektedir.</p>



<p>Supranasyonal terimi semantik olarak Latince kaynaklıdır. Latincede ‘supra’ ‘bunun üstünde’, ‘daha azla’, &nbsp;&nbsp;‘devamla’ &nbsp;&nbsp;anlamına &nbsp;&nbsp;gelmektedir. &nbsp;&nbsp;Mekân &nbsp;&nbsp;anlamında &nbsp;&nbsp;da &nbsp;&nbsp;‘üsttarafta’, &nbsp;&nbsp;‘üstünde’ &nbsp;&nbsp;anlamına<br>kullanılmaktadır. Kavramın &nbsp;ikinci bölümünü oluşturan natio &nbsp;‘etnik grup’, ‘halk’ ve ‘nasyon’ &nbsp;&nbsp;ve ‘devlet¬üstü’ &nbsp;&nbsp;anlamındadır. &nbsp;&nbsp;Aynı &nbsp;&nbsp;şekilde &nbsp;&nbsp;‘Transnational’ &nbsp;&nbsp;teriminin &nbsp;&nbsp;de &nbsp;&nbsp;kökleri &nbsp;&nbsp;Latinceye dayanmaktadır. Latincede ‘Trans’ kelimesi ‘bunun ötesi’, ‘bunun üstünde’, ‘üstünde’ &nbsp;&nbsp;olarak aynı anlama gelmektedir.</p>



<p>Supranasyonal terimi genellikle uluslararası hukuk tarafından Avrupa Topluluğu’nu anlatmak için kullanılmaktadır. Bu kavramla da ulus devletin hükümranlık alanlarının belli bir bölümünün ulusüstü bir otoriteye devri ifade edilmektedir. Bunun en güzel örneği Almanya Anayasasına göre bir <strong>‘devletler birliği’</strong> (Staatenverbund) şeklinde organize olan Avrupa Birliği’dir. Federal Anayasa mahkemesi 5 Mayıs 2020 kararının genelde bu gerçek üzerine inşa etmiştir. Dolayısıyla ABAD’ın yetkisini aştığını ve<br>kendisine &nbsp;&nbsp;çizilen &nbsp;&nbsp;hukuku &nbsp;&nbsp;çerçevede &nbsp;&nbsp;kalmadığını &nbsp;&nbsp;vurgulamaktadır. &nbsp;&nbsp;Bu &nbsp;&nbsp;Birlik, &nbsp;&nbsp;Birleşmiş &nbsp;&nbsp;Milletler Teşkilatı’ndan farklı olarak, özerk bir hukuk düzeni, kendine has organları ve Birlik Hukuku’nun<br>mütecanislığı ile ayrılmaktadır. Bundan sonra bu farklılaşma azalarak ortadan kalkacak mı sorusunu sormak gerekmektedir.<br>Genelde supranasyonal kavramıyla transnasyonal kavramı zaman zaman sinonim olarak kullanılırlarsa da, pratikte farklı alanları ifade etmek için kullanıldıkları gözlemlenmektedir. Genelde supranasyonal<br>terimi &nbsp;&nbsp;devletlerarası &nbsp;&nbsp;ilişkilerde &nbsp;&nbsp;bu &nbsp;&nbsp;ilişkilerin &nbsp;&nbsp;yüksek &nbsp;&nbsp;bir &nbsp;&nbsp;otorite &nbsp;&nbsp;yoluyla &nbsp;&nbsp;düzenlenmesini &nbsp;&nbsp;ifadeetmektedir. &nbsp;&nbsp;Buna &nbsp;&nbsp;karşın &nbsp;&nbsp;transnasyonal &nbsp;&nbsp;terimi &nbsp;&nbsp;uluslararası &nbsp;&nbsp;ekonomik &nbsp;&nbsp;faaliyetlerde &nbsp;&nbsp;bulunan multinasyonal holdinglerin ilişkilerini anlatmada kullanılmaktadır. Bu arka plandan hareketle Avrupa bütünleşme &nbsp;&nbsp;sürecinin &nbsp;&nbsp;motoru &nbsp;&nbsp;sayılan &nbsp;&nbsp;ATAD/ABAD’ın &nbsp;&nbsp;yapısı &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;çalışma &nbsp;&nbsp;biçimi &nbsp;&nbsp;açıklanarak toplulukta/birlikte yargı erkinin rolü ve işlevi kısaca araştırılacak ve bu çerçevede ‘Ön Karar’ın anlamı<br>açıklanacaktır.<br>Yargı Organı Olarak Avrupa Topluluğu/Birliği Adalet Divanı<br>Avrupa Birliği’ne giden yolda Avrupa Toplulukları’nı kuran antlaşmalar sadece ulusüstü bir topluluğun gerçekleşmesine yönelik çerçeve koşullarını belirlemişlerdir. Bu nedenle antlaşmaları somutlaştırmak ve böylece uygulanabilir hale getirmek amacıyla ikincil bir hukuk yaratılması toplulukların organları için kaçınılmaz olmuştur. Toplulukların organları ve üye devletlere yönelik olarak bu şekilde ortaya çıkmış bulunan hukuk düzeninin temelinde, bu hukukun dolaysız uygulanabilir hukuk olduğu, tüm üyelerce &nbsp;&nbsp;kabul &nbsp;&nbsp;edilmiş &nbsp;&nbsp;olması &nbsp;&nbsp;yatmaktadır &nbsp;&nbsp;(doğrudan &nbsp;&nbsp;uygulanabilirlik &nbsp;&nbsp;esası). &nbsp;&nbsp;Avrupa &nbsp;&nbsp;Birliği &nbsp;&nbsp;üye ülkelerinin, verdiği kararlarına itiraz edilemeyen ve bu ülkeleri ve onların kurumlarını bağlayan Avrupa Topluluğu/Birliği &nbsp;Adalet Divanı (ATAD/ABAD) bu konuyla ilgili &nbsp;İlk kararını &nbsp;5 Şubat 1963 tarihinde vermiş ve antlaşmalardan doğan ve üye devletler için bağlayıcı olan yükümlülüklerini doğrudan etkili (direct effect) olduklarına hükmetmiştir.</p>



<p>Bunun somut olarak anlamı, Topluluk/Birlik Hukuku hükümlerinin, ulusal hukuka aktarmak ya da ulusal uygulama hükümleri biçiminde formüle etmek zorunda kalınmaksızın gerek üye devletlerin kendi &nbsp;&nbsp;organları &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;diğer &nbsp;&nbsp;kurumları, &nbsp;&nbsp;gerekse &nbsp;&nbsp;bireylerin &nbsp;&nbsp;bu &nbsp;&nbsp;hukuku &nbsp;&nbsp;kendilerine &nbsp;&nbsp;dayanak &nbsp;&nbsp;olarak alabilmeleriydi. Dolayısıyla merci ve mahkemeler için de söz konusu olan, farklılık gösteren ulusal hukukun geniş kapsamlı uygulanmasından Avrupa Hukuku lehine vazgeçmek durumunda olmalarıdır (Topluluk/Birlik &nbsp;&nbsp;Hukuku’nun &nbsp;&nbsp;önceliği). &nbsp;&nbsp;Demek &nbsp;&nbsp;oluyor &nbsp;&nbsp;ki, &nbsp;&nbsp;Topluluk/Birlik &nbsp;&nbsp;Hukuku &nbsp;&nbsp;normları &nbsp;&nbsp;üye devletlerde geçerli olan hukuk sisteminde öyle bir doğrudan değişikliğe yol açmaktadır ki, mevcut hukuk &nbsp;&nbsp;düzenleme &nbsp;&nbsp;kısmen &nbsp;&nbsp;yürürlükten &nbsp;&nbsp;kalkmakta &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;onun &nbsp;&nbsp;yerine &nbsp;&nbsp;topluluğun/birliğin &nbsp;&nbsp;hukuk<br>düzenlemesi almaktadır.&nbsp;<br>Zamanın Almanya kökenli AET Komisyonu Başkanı Walter Hallsten&#8217;nin 18 Haziran 1964&#8217;te Avrupa Parlamentosu (AP) önünde yaptığı konuşma Topluluk Hukuku’nun etiklerini bir kez daha vurgulayan<br>tarihi bir belge nitelindedir:<br><strong>&#8221;&nbsp;Topluluk organlarının hukuksal eylemleri, sadece topluluk hukukuna göre nitelendirilmek, onun geçerliğini temelinden incelemek ve yorumlanmak zorundadır. (&#8230;) İlk düzen arasında [ulusal ve topluluk hukuk düzen kastediyor] hangi düzeyde çatışma çıkarsa çıksın, topluluk hukuku önde gelir. Ve ayrıca: Topluluk hukuku önceki ulusal hukuk tarafından sadece sınırlandırılmakla kalmamakta, aynı zamanda sonrakine karşı engelleyici bir etki de yaratmaktadır. Çatışan her iki hukuk kuralı göreceli durumlarda kullanılan hukuk formlarının güvence altına alınmış varoluşları anlamına gelmektedir.<br>Onlar olmadan topluluk hukukunun önceliği, hiçbir şeyle yükümlü olmayan bir kabullenme olarak kalacaktır; gerçekte bu topluluk hukuku üye devletlerin tasarrufunda bulunmaktadır (&#8230;). Burada sözü edilen öncelik İlişkisi yalnız tek bir ortak ve tüm topluluk için geçerli çözüm bulabilir. Öncelik sorununu üye devletlerin özelliklerine, anayasa hükümlerine ve devlet yapı¬larına göre farklı cevaplandıran her girişim, Avrupa birliğinin bileştirici karakterine ve dolayısıyla topluluğumuzun temellerine aykırı düşer&#8221;</strong><br>Üye ülkelerin Anayasaları, yukarda da vurgulandığı gibi, egemenliklerinin bir bölümünü bir ulusüstü kuruma devredilmesine izin vermektedir. Örneğin Alman anayasasının 24. Maddesi bu devri düzenlemektedir. Bunun için Alman mahkemelerinin ulusüstü hukuku uygulamak ve ATAD/ABAD<br>kararlarını bağlayıcı kabul etmek zorundadırlar. Bu çerçevede de üye ülkelerin ulusal mahkemeleri ile ATAD/ABAD arasında karşılıklı bir etkileşim bulunmaktadır. Bu durum Birlik Yurttaşlarının Avrupa<br>Hukuku’ndan beklentilerini yükseltti ve sonuç olarak yıllar boyu dava sayılarında çarpıcı bir yükseliş gözlenmektedir. Gelişen güçlü Avrupa Hukuk sistemi genel geçer bir kabul bulmaktadır. Bu arka plandan hareketle A(E)T/AB Hukuk sisteminin, daha önce de vurgulandığı gibi, kendine (sui generic) özgü, özerk bir hukuk düzeni olduğu prensibi kabullenilmiştir. Yine aşağıda sıralanacak özelliklerin ATAD/ABAD verdiği van Gend, Costa/ENEL ve Simmenthal gibi kararlarla kesinkes onaylamıştır:<br><strong>a)</strong> A(E)T/AB Hukuku, devletler genel kamu hukukundan farklı, kendine has bir karaktere sahiptir;<br><strong>b)</strong> A(E)T/AB Hukuku Üye devletler hukukunun bir parçasıdır ve ona nüfuz etmiş bulunmaktadır;<br><strong>c)</strong> Ulusal mahkemeler karar verirken A(E)T/AB Hukuku’nun çizdiği çerçeveye uymak ve onun koyduğu kriterlere göre hukuku uygulamak zorundadırlar;<br><strong>d)</strong> A(E)T/AB Hukuku ulusüstü niteliği üye devletlerin egemenliklerini kısmen de olsa bir üst otorite olan Avrupa Topluluğuna/Birliğine dayanır. Üye devletlerin yetki devrettikleri bu alanda icra yetkileri bulunmamaktadır.<br><strong>f)</strong> A(E)T/AB Hukuku Ulusüstü olduğundan onları hükümran oldukları coğrafyada uygulamak üye devletlerin &nbsp;&nbsp;görevidir &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;üye &nbsp;&nbsp;devletler &nbsp;&nbsp;A(E)T/AB &nbsp;&nbsp;Hukuku’nun &nbsp;&nbsp;pratik &nbsp;&nbsp;hayattaki &nbsp;&nbsp;etkisi &nbsp;&nbsp;ve &nbsp;&nbsp;birliğini<br>tehlikeye düşürebilecek her hareketten kaçınmak mecburiyetindedirler;<br><strong>g)</strong> A(E)T/AB Hukuku Birlik Yurttaşları için doğrudan hak ve yükümlülükler getirmektedir ve onlara bireysel dava açma hakkını verir.</p>
<p><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Ffederal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari%2F&amp;linkname=Federal%20Anayasa%20Mahkemesi%E2%80%99nin%20S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20alt%C3%BCst%20eden%20Karar%C4%B1%3A" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Ffederal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari%2F&amp;linkname=Federal%20Anayasa%20Mahkemesi%E2%80%99nin%20S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20alt%C3%BCst%20eden%20Karar%C4%B1%3A" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fgazetem.eu%2Ffederal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari%2F&#038;title=Federal%20Anayasa%20Mahkemesi%E2%80%99nin%20S%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20alt%C3%BCst%20eden%20Karar%C4%B1%3A" data-a2a-url="https://gazetem.eu/federal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari/" data-a2a-title="Federal Anayasa Mahkemesi’nin Sınırları altüst eden Kararı:"></a></p><p><a href="https://gazetem.eu/federal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari/">Federal Anayasa Mahkemesi’nin Sınırları altüst eden Kararı:</a> yazısı ilk önce <a href="https://gazetem.eu">GAZETEM</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetem.eu/federal-anayasa-mahkemesinin-sinirlari-altust-eden-karari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/?utm_source=w3tc&utm_medium=footer_comment&utm_campaign=free_plugin


Served from: gazetem.eu @ 2026-05-27 09:53:52 by W3 Total Cache
-->