Aydınlardan çağrı: Türkiye sahipsiz değildir!

Ülkemizin yetiştirdiği çok sayıda aydın, sanatçı ve yazarın içerisinde yer aldığı Sanatçılar Girişimi, memleketin gidişatına dair yazılı bir açıklama yaparak, yurtsever aydınları metnin altında imzacı olmaya çağırdı. Sanatçıların halka seslendiği metinde ülkede yaşanan bir çok soruna değinilirken, halka ve aydınlara mücadele çağrısında bulunuldu.

Koronavirüs salgınıyla beraber toplumun karşı karşıya bırakıldığı ekonomik zorluklardan, paralel baro projesine, iş cinayetlerine, kadına yönelik şiddete, iktidarın Cumhuriyet düşmanı politikalarına kadar birçok sorunun ele alındığı açıklamada, “Bizler, yüreği halkıyla, ülkesiyle çarpan sanatçılar da halkımızla aynı sıkıntıları paylaşmanın hem üzüntüsünü hem onurunu taşıyoruz” denildi.

“Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada, “İktidar güçlerini başta düşünceyi açıklama özgürlüğü olmak üzere evrensel insan haklarına, ülkenin insan ve doğa kaynaklarına saygılı olmaya önemle davet ediyor, muhalefetteki güçleri de daha kararlı, daha cesur ve daha etkin olmaya çağırıyoruz” denilerek iktidar ve muhalefete de çağrıda bulunuldu.

İşte o açıklama ve metni imzalayan aydınların listesi: 

Sevgili halkımıza,

Sizlere, emeğini, yeteneğini, halkının ve ülkesinin hizmetine sunmuş sanatçılar olarak sesleniyoruz. Mutluluğunuz bizim mutluluğumuz, mutsuzluğunuz bizim mutsuzluğumuzdur. Mutlu olmadığınızı biliyoruz, görüyoruz, seziyoruz, izliyoruz. Yaşadığımız koşullarda nasıl mutlu olunabilir ki!

Dünyayı sarsan koronavirüs belası ülkemizde de can alıyor. Daha da alacağı anlaşılıyor.
Yeterince ağır bu belayla savaşırken çarşıda, pazarda, günlük yaşamda fiyatlar el yakıyor.
İşçimiz, köylümüz, esnafımız, memurumuz, emekçimiz, çoğu dar gelirli, kimisi büsbütün gelirsiz insanımız, geçim sıkıntısıyla, işsizlikle boğuşuyor. Bugününü kurtarmaya çabalarken yarınlarının ne olacağı bir karabasan gibi, kâbus gibi üzerine çöküyor. Yarın kaygısı, gençlerimizi ümitsizlik içinde kıvrandırıyor.

Deprem kuşağındaki ülkemizde, bir depremin yaraları henüz sarılamadan, yakın gelecektekilerin habercisi öncü sarsıntılar, sanki doğa da bu kötülüklerle yarışıyorcasına, ülkemizin her yerinde birbirini izliyor. İnsan eliyle yapılan doğa katliamları güzelim ülkemizi mahvediyor. Gelmiş geçmiş en büyük deprem felaketinin beklenmekte olduğu İstanbul’umuzun üzerinde kanal İstanbul denilen ölümcül rant kılıcı sallanıyor.

Cumhuriyetimizin değerleri alt üst edilmiş. Monarşi hayranlığı körükleniyor. Osmanlı İmparatorluğunun birkaç yüz yılı kapsayan aydınlanma çabaları göz ardı edilerek en karanlık, en gerici, en baskıcı dönemleri ve kişileri baş tacı ediliyor.

Barolar ayaklar altında. Hukuk güvenirliğini yitirmiş. Büyük Millet Meclisi işlevinden uzaklaştırılarak etkisizleştirilmiş.

Emekçinin kıdem tazminatı yağmalanmakta…

Sıradan ve kimileri cinayet, yaralama gibi yaşama hakkına yönelik cürümlerin sanıkları serbest bırakılırken, düşüncelerinden ötürü yargılanan aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler cezaevlerine kapatılmış.

Ölümle, sakatlanmayla sonuçlanan, bu nedenle de daha çok cinayete benzeyen iş kazalarında ve yanı sıra da annemiz, eşimiz, kızımız, kardeşimiz, sevgilimiz, canımız olan kadınlara karşı işlenen alçakça cinayetlerde, bütün dünya ülkeleri arasında korkarız ki en ön sıralardayız.

Bütün bu haksızlıklar karşısında suskun kalamayan; duyarlı insan olma gereğini, sorumluluğunu yerine getiren, her zaman halkının yanında yer almış olan sanatçılar, yazarlar, gösteri ve dinletilerin yasaklanmış olması ve yayın dünyasının geçmekte olduğu dar boğaz nedeniyle, maddi olarak da her zamankinden daha çok sıkıntı içinde kalmış durumdadır.

Özel tiyatrolar perdelerini tamamen kapatma tehdidiyle karşı karşıyadır. Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar. Ülkesine sevgiyle, onurla, özveriyle uzun yıllardır hizmet etmiş ve etmekte olan saygın sanatçı dostlarımız, büyük bir saygısızlıkla, değer bilmezlikle, güvenirliği kalmamış yargının önüne yem gibi, kurban gibi atılıyor.

Bir zamanların çağdaş, saygın Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi de, iç politikaya yönelik iktidar söylemleri bu gerçeği ne kadar örtmeye çalışsa da, uygar dünya önünde bütün saygınlığını ve güvenirliğini yitirme tehlikesi altındadır. Paramızın değerinin dünya pazarlarında sıfırlanmış oluşu bütün bu söylediklerimizin bir özeti ve simgesi gibidir…

Orta gelirli, hatta ortanın altında geliri olan herhangi bir Batı ülkesi yurttaşı, sahip olduğu paranın bizim paramızın altı-yedi kat üstünde değeri olmasının güveniyle ülkemize bir sömürgeye gelir gibi seyahat edebilirken, bizim bir orta gelirli insanımızın ve çocuklarının bile ülke dışına seyahati artık hayal bile edilemez.

Bizler, yüreği halkıyla, ülkesiyle çarpan sanatçılar da halkımızla aynı sıkıntıları paylaşmanın hem üzüntüsünü hem onurunu taşıyoruz. En başta söylediğimiz gibi, halkın sanatçısı halk mutluysa mutlu, mutsuzsa o da mutsuzdur. İçimizde biriken bu acı sözleri içtenlikle ve korkusuzca dile getirmemiz, halkımızın, ülkemizin mutluluğu adınadır.

Korkmuyoruz, evet.

Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir. Korkmuyoruz. Bütün yurttaşlarımızı daha cesur daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya çağırıyoruz.

Türkiye büyük bir ülkedir. Dünyanın göz bebeği ülkelerindendir. Aydınlanma değerlerinin beşiği olan Batı ülkeleri de içinde olmak üzere, bütün dünyada aydınlanmanın yeniden doğuşuna öncülük edebilecek potansiyellere sahip bir ülkedir. Seslenişimizde sıraladığımız sıkıntılar aşıldığında, bu gerçek bütün dünyada bir kez daha görülecektir…

Bu nedenlerle ve sonuç olarak, iktidar güçlerini başta düşünceyi açıklama özgürlüğü olmak üzere evrensel insan haklarına, ülkenin insan ve doğa kaynaklarına saygılı olmaya önemle davet ediyor, muhalefetteki güçleri de daha kararlı, daha cesur ve daha etkin olmaya çağırıyoruz.

Türkiye sahipsiz değildir.

Çünkü bu sevgili ülke, kendisinin yetiştirmiş olduğu ve her biri kendi alanında değerini bütün dünyaya kabul ettirmiş yazarlara, şairlere, müzisyenlere, ressamlara, tiyatro ve sinema sanatçılarına, sanatın her alanından seçkin, bilinçli, bütün varlıklarıyla yurduna ve halkına bağlı sanatçılara sahiptir.

Edip Akbayram – Müzisyen
Sadun Aksüt – Müzisyen
Gülcan Altan – Müzisyen
Müjde Ar – Sinema Sanatçısı
Koray Ariş – Heykeltıraş
Ekrem Ataer – Müzisyen
Engin Ayça – Yönetmen
Orhan Aydın – Tiyatro Sanatçısı
Enver Aysever – Yazar
Rutkay Aziz – Tiyatro Sanatçısı/Yönetmen
Taner Barlas – Tiyatro Sanatçısı
Bedri Baykam – Ressam-yazar
Nihat Behram – Şair-yazar

Ataol Behramoğlu – Şair-yazar
Egemen Berköz – Şair
Gani Cansever – Müzisyen
Metin Coşkun – Tiyatro Sanatçısı
Meltem Cumbul – Tiyatro Sanatçısı
Nevzat Çelik – Şair-yazar
Haluk Çetin – Müzisyen
Melike Demirağ – Müzisyen-sinema Sanatçısı
Füsun Demirel – Tiyatro Sanatçısı
Erhan Doğan – Müzisyen-yazar
Utku Erişik – Tiyatro Sanatçısı
Yücel Erten – Yönetmen
Turgay Fişekçi – Şair
Müjdat Gezen – Tiyatro Sanatçısı

Fehim Güler – Ressam
Tarık Günersel – Şair
Sadık Gürbüz – Müzisyen
Emin İgüs – Müzisyen
Gülseli İnal – Şair
Ekrem Kahraman – Ressam
Tuğrul Keskin – Şair
Arif Keskiner – Yazar
Can Kolukısa – Tiyatro Sanatçısı
Macit Koper – Tiyatro Sanatçısı
Zülfü Livaneli – Müzisyen-yazar
Zeynep Oral – Yazar-pen Yazarlar Derneği Başkanı
Coşkun Özdemir – Yazar
Denizhan Özer – Sanatçı

Adnan Özyalçiner – Yazar-Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı
Abdullah Nefes – Şair-yazar
Vedat Sakman – Müzisyen
Adil Salih – Ressam
Ferhan Şensoy – Tiyatro sanatçısı/Yönetmen
Yusuf Taktak – Ressam
Cihat Tamer – Tiyatro Sanatçısı
Ahmet Telli – Şair
Salı Turan – Ressam
Gülşen Tuncer – Ti̇yatro Sanatçısı
Dilek Türker – Tiyatro Sanatçısı
Levent Üzümcü – Tiyatro Sanatçısı
Nejat Yavaşoğulları – Müzisyen
Ümit Zileli – Yazar

Kaynak: DEVRİM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: