Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, AfD Partisi’nin Bavyera eyaletinde, ABD’deki “göçmen avcısı” bir yapıya bürünen ICE uygulamasına benzer bir modelin örnek alınarak bir “Abschiebepolizei” (Sınır Dışı Polisi) kurulması ve vatandaşlığa kabul süreçlerinin keyfi biçimde sertleştirilmesi yönündeki önerilerinin tehlikelerine dikkat çekti. Karaahmetoğlu, Almanya’nın anayasal düzenine, hukuk devleti ilkesine ve insan hakları yükümlülüklerine bağlı kalmasının önemini vurguladı.
GAZETEM/HABER
İŞTE MACİT KARAAHMETOĞLU’NUN AÇIKLAMASI
“AfD’nin Bavyera eyaletinde, ABD’deki “göçmen avcısı” bir yapıya bürünen ICE uygulamasına benzer bir modelin örnek alınarak bir “Abschiebepolizei – (Sınır Dışı Polisi) kurulması ve vatandaşlığa kabul süreçlerinin keyfi biçimde sertleştirilmesi yönündeki önerileri, Almanya’nın anayasal düzeni, hukuk devleti ilkesi ve insan hakları yükümlülükleri ile bağdaşmamaktadır.
Almanya’da yabancılar hukuku ve vatandaşlık hukuku, Alman Anayasası’nın açık hükümleri uyarınca federal yasama yetkisi kapsamındadır. Alman Anayasası’nın 73. maddesi, vatandaşlık hukukunun ve yabancıların statüsüne ilişkin düzenlemelerin federal düzeyde yapılacağını açıkça belirtmektedir. Vatandaşlığa kabul koşulları “Staatsangehörigkeitsgesetz” (StAG) ile, sınır dışı ve oturum işlemleri ise “Aufenthaltsgesetz” (AufenthG) ile düzenlenmiştir.
Bu alanda eyaletlerin görevi, federal hukuku uygulamakla sınırlıdır. Federal Anayasa Mahkemesi’nin belirlediği esaslara göre, eyaletlerin, federal yetki alanına karışan veya etkisizleştiren paralel yapılar kurması anayasal yetki düzenine aykırıdır. Bu nedenle, “Abschiebepolizei” adı altında özel yetkilerle donatılmış bir yapının kurulması, hukuken yetki aşımı anlamına gelmektedir.
ABD’de örnek gösterilen uygulamalarda görülen geniş takdir yetkileri, hızlandırılmış sınır dışı süreçleri ve fiilî özgürlük kısıtlamaları, bu anayasal ilkelerle ciddi bir çatışma riski taşımaktadır.
Oysa Alman Anayasası’nın temel taşı açıktır: Anayasası’nın 1. maddesi, insan onurunun dokunulmaz olduğunu hükme bağlar. Federal Anayasa Mahkemesi’ne göre insan onuru, kişinin vatandaşlığına veya göç statüsüne bağlı değildir.
AfD’nin örnek gösterdiği Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ICE uygulamaları, uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporlarında da kapsamlı biçimde eleştirilmiştir. Human Rights Watch, Amnesty International, ACLU ve Birleşmiş Milletler raportörleri; bu model kapsamında ailelerin zorla ayrıldığı, çocukların gözaltında tutulduğu, uzun süreli ve yargısal güvenceden yoksun özgürlük kısıtlamalarının uygulandığı ve hukuki yardıma erişimin sınırlandırıldığı çok sayıda vakayı belgelemektedir.
Bu tür uygulamalar, Alman Anayasası’nın insan onuruna dayalı anlayışıyla bağdaşmaz.
Vatandaşlık hukuku, entegrasyon, hukuka bağlılık ve toplumsal katılım esasına dayanır. Eşitlik ilkesi, Alman Anayasası’nın 3. maddesinde güvence altına alınmıştır. Buna göre, vatandaşlığa geçiş, keyfi veya ekonomik faydaya indirgenemez. Vatandaşlık bir ayrıcalık değil, bireyin topluma fiilen katılımın hukuki sonucudur. Gelir veya ekonomik faydayı belirleyici kriter hâline getiren yaklaşımlar, dolaylı ayrımcılık riskini beraberinde getirir.
Bavyera’da 8 Mart 2026’da yapılacak mahalli (yerel) seçimler öncesinde, hukukun sınırlarını zorlayan bu tür yaklaşımların siyasal söylemde normalleştirilmesi, toplumsal barış bakımından da ciddi bir risk oluşturmaktadır. Seçim dönemlerinde göç ve güvenlik politikalarının korku ve dışlama dili üzerinden araçsallaştırılması, demokratik toplumlarda kutuplaşmayı derinleştirmekte ve devlet kurumlarına olan güveni zayıflatmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde sertleştirilen göç politikalarının uzun vadede toplumsal gerilimleri artırdığı, Avrupa’da ise benzer söylemlerin geleceğe yönelik toplumsal kalıcı hasarlar bırakacağı açıkça görülmektedir. Demokratik bir hukuk devletinde seçimler, kısa vadeli siyasi kazançlar uğruna toplumsal gerilimleri tırmandırma aracı haline getirilmemelidir.
Almanya’nın ihtiyacı, hukuku zorlayan sertlik gösterileri değil; anayasal sınırlara saygılı, insan onurunu merkeze alan ve toplumsal barışı güçlendiren bir göç ve entegrasyon politikasıdır. Hukuk devleti gücünü adaletten ve insan haklarına bağlılıktan alır.”
