Dr.Mustafa Havuç Türk Futbolu’nun Nabzına Baktı 

Hanburg’un ünlü Tıp  Doktorlarından Mustafa Havuç,, “Teknik Direktör Yok, Bahane Çok”başlıklı yazısında, Fenerbahçe ve dolayısıyla  Türk futbolunda gündem olan önemli bir yaraya parmak bastı. İşte Dr. Havuç’un o yazısı: 

Futbolda bazen skor tabelası her şeyi anlatmaz.

Ama bazı kulüplerde skor tabelasından daha ilginç bir şey vardır: Skorun ardından anlatılan hikâye.

Fenerbahçe’de son dönemde bu hikâyeyi artık ezberledik.

Maç kaybedilir…

Hakem konuşulur.

Oyuncular tartışır…

Kavga konuşulur.

Takım kötü oynar…

“Yapı” gündeme gelir.

Transferler beklentiyi karşılamaz…

Başka bir gerekçe bulunur.

Kısacası herkes konuşulur, her şey tartışılır ama nedense bir türlü şu sorunun yanına gelinmez:

“Acaba biz nerede yanlış yaptık?”

İşte meselenin en can alıcı noktası da burada başlıyor.

Çünkü futbol yönetmek, yalnızca iyi sonuçlarda kürsüye çıkıp başarıyı sahiplenmek değildir. Asıl mesele, işler kötü gittiğinde sorumluluğu üstlenebilmektir.

Profesyonel yönetim, yenilginin ardından taraftarın dikkatini başka bir noktaya çevirmeye çalışmaz.

Önce aynaya bakar.

“Yanlış transfer yaptık mı?”

“Kadroyu doğru planladık mı?”

“Teknik direktör tercihimiz doğru muydu?”

“Takımın bir oyun planı var mı?”

“Sezon başında belirlediğimiz hedeflerle bugün geldiğimiz nokta arasında neden bu kadar büyük fark var?”

Bu soruların cevapları aranır.

Çünkü bahane, bazen belki  günü kurtarabilir.

Plan ise geleceği kurtarır.

Bugün Fenerbahçe’de daha teknik direktör belli olmadan yeni tartışmaların başlaması da ayrıca düşündürücü.

Bir kesim “Bu hoca olmaz” diyor.

Bir başkası “Bu oyuncularla olmaz” diyor.

Kimileri ise “Bu sistem tutmaz” diye şimdiden hükmünü veriyor.

Peki ya sorun yalnızca teknik direktör değilse?

İşte bu soru pek fazla sevilmiyor.

Çünkü teknik direktörü değiştirmek kolaydır.

Bir açıklama yapılır, sözleşme feshedilir, yeni isim getirilir.

Yeni sezon başlar.

Yeni umutlar anlatılır.

Yeni hedefler konulur.

Ve birkaç ay sonra aynı tartışmalar yeniden başlar.

Çünkü isimler değişmiştir ama futbol aklı değişmemiştir.

Asıl tehlike de budur.

Bir kulüp sürekli teknik direktör değiştiriyor, sürekli oyuncu değiştiriyor, sürekli yeni hedefler koyuyor ama aynı sorunları tekrar tekrar yaşıyorsa artık sadece sahaya bakmak yetmez.

Kulübün yönetim anlayışına bakmak gerekir.

Fenerbahçe’nin ihtiyacı yeni bir suçlu bulmak değil.

Hakemi suçlamak kolay.

Rakibi suçlamak kolay.

Oyuncuyu suçlamak kolay.

Teknik direktörü suçlamak zaten futbolun en kolay işlerinden biri.

Zor olan ise çıkıp:

“Bu başarısızlıkta bizim de payımız var.”

diyebilmektir.

İşte gerçek profesyonellik tam da burada başlar.

Taraftar elbette tepki gösterecek. Kızacak, eleştirecek, hesap soracak.

Ama yönetimin görevi taraftarın öfkesine yeni bir hedef göstermek değil; o öfkenin nedenini ortadan kaldırmaktır.

Çünkü taraftarın hafızası sanıldığı kadar kısa değildir.

Bugün unutulan bir yenilgi, yarın başka bir yenilgiyle birleşir.

Bir bahane diğerini takip eder.

Sonunda ortaya yalnızca kaybedilmiş maçlar değil, kaybedilmiş güven çıkar.

Fenerbahçe’nin bugün ihtiyacı yeni bir bahane değildir.

İhtiyacı; doğru planlama, doğru kadro yapılanması, sürdürülebilir bir futbol modeli ve gerektiğinde kendi hatasını kabul edebilen bir yönetim anlayışıdır.

Çünkü futbol dünyasında herkes kazanırken konuşabilir.

Asıl mesele kaybettiğinde ne söylediğindir.

Bahane mi?

Sorumluluk mu?

Belki de Fenerbahçe’nin önündeki en büyük sınav tam olarak budur.

**Çünkü yenilgiyi unutturmak kolaydır.

Zor olan, yenilginin nedenini kabul etmektir.**

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir